• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • BIST
    %0.89
    78.384,78
    EURO
    -%0.86
    4,4760
    USD
    %0.66
    3,8608
    GBP
    %0.66
    3,8608
    CHF
    %0.66
    3,8608
    JPY
    %0.66
    3,8608
  • 25°C
Merkez Bankası iç talebi dikkate aldı CAHİT SÖNMEZ Merkez Bankası iç talebi dikkate aldı cahit.sonmez@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 27.07.2018, 00:00

Merkez Bankası son toplantısında haftalık repo faiz oranını sabit tutarak piyasa aktörlerinin beklentilerini karşılamamış oldu. Bir önceki yazımda madalyonun iki yüzünden bahsetmiş, enflasyon, cari açık ve kur faktörleri yüzünden yapılacak faiz artırımının reel ekonomiye olumsuz yansımasının söz konusu olduğuna vurgu yapmıştım.
Anlaşılan o ki, Merkez Bankası iç talebin mevcut seviyesini göz önünde bulundurarak reel ekonomiyi ön plana koymuş.
Tam da bu noktada şu kritik soruyu gündeme taşımalıyız; Fiyat istikrarı Merkez Bankası'nın ana amacı değil mi?
Evet... Hatta yasasında bile yer alıyor ana hedefinin fiyat istikrarı olduğu... Peki, neden Merkez Bankası bu gerçeği göz ardı edip iç talepteki daralmanın altını çizerek büyümeye odaklanmayı tercih etti?

YAVAŞLAMA SİNYALLERİ

Öncelikle Merkez Bankası'nın değerlendirmelerine bakalım...
Toplantı sonrasında yayımladığı bilgi notunda kullandığı cümle aynen şöyle;
"Son dönemde açıklanan veriler iktisadi faaliyette dengelenme eğiliminin belirginleştiğine işaret etmektedir. Dış talep gücünü korumakla birlikte iç talebe dair yavaşlama sinyalleri artmaktadır." Malum, büyümenin iki temel bileşeni var aynen uçağın iki motoru gibi, iç ve dış talep.
İç talep bireylerin ve kamu kesiminin yaptığı tüketim harcamaları... Ne kadar çok tüketim olursa o kadar üretim artıyor.
Yani Keynesyen bakışla her talep kendi arzını yaratıyor. Klasiklerin tersi yani...
İç talebin canlı tutulmasının iki yolu var; Birincisi kredi maliyetini aşağı çekmek. Diğer bir deyişle faiz oranlarının makul seviyelere çekilerek hane halkının gerek konut gerekse otomobil ve ihtiyaç kredilerine rahat erişimlerinin sağlanması.
İkincisi harcanabilir gelirin yükselmesi.
TÜİK verilerinden istihdam edilenlerin üçte birinin sosyal güvenlikten mahrum çalıştığı ve aynı zamanda kayıtlı çalışanlarında belli bir kısmının asgari ücretle istihdam edildiği gerçekleri ışığında ikinci seçeneğin şimdilik mümkün olmayacağını net bir şekilde öne sürebiliriz. Kalıyoruz birinci seçeneğe... Merkez Bankası da böyle düşündü zaten.

ETKİSİ OLUR MUYDU?

Bir de şu gerçeği ekleyelim; Varsayalım ki Merkez Bankası büyüme tercihli bir karar vermeyip piyasa beklentileri doğrultusunda faizi artırsaydı. Sonuç ne olurdu?
Basit algoritma gerçekleşecek, TL yatırım araçlarının getirileri cazip hale gelecek, risk iştahı artan yabancı sermaye girişleri olacaktı. Mali kesime gelen ve sıcak para olarak tanımladığımız sermaye girişleri ile kurlar gerileyecekti. Kurların gerilemesinin yansıması hem enflasyon üzerinde hem de cari açıklarının finansmanı kapsamında olumlu olacaktı. Enflasyonun gıda grubu yanı sıra ana nedeni birikimli kur etkisi değil mi? Pahalılaşan ithal malları doğal olarak maliyet cephesinden enflasyonun yukarı gelmesine neden oluyor.
Bu algoritma tamam...
Ancak Merkez Bankası'nın repo faizini yüzde 17,75'den yüzde 18,75 ya da yüzde 19'a çekmesi piyasa faizlerini ne kadar etkileyecekti? Etkilese bile kur ateşi ne kadar düşecekti? Son aylarda Merkez Bankası 500 baz puan civarında faizleri yükseltmesine rağmen kurları dizginleyebildi mi? Bu yüzden faiz silahının kullanılması hayati önem taşıyor. Boşa kullanma olasılığı da var ne yazık ki...
Sözün özü enflasyon ve cari açık gibi unsurlar yüzünden Merkez Bankası'nın hareket alanının daraldığı görülüyor.
Dolayısıyla maliye politikalarının vereceği kritik destek hayati önem taşıyor.

GÜNÜN YAZARLARI
BİZE ULAŞIN