• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • İkindiye 23:55:00
  • BIST 78.384,78
    EURO 4,4760
    USD 3,8608
    GBP 3,8608
    CHF 3,8608
    JPY 3,8608
Kaybetmekten korkmayın FİLİZ ÖZKOL

Kaybetmekten korkmayın

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 20.05.2019, 00:00
Kaybetme korkusunun temeli çocukluk yıllarımıza kadar uzanan bir serüvenin yansımasıymış uzmanların dediğine göre. 'Hoppala bu da nereden çıktı?' diye düşüneceğinizi biliyorum, konuya balıklama daldım izninizle.
Bir psikolog arkadaşımla serin bir öğleden sonra, yine İstanbul'un en sevdiğim Moda semtinin şirin mi şirin bir kafesinde biraz dertleşmek ve kendi içimizdeki sorunlara küçük çapta bir tur atmak amacıyla kahvelerimizi yudumlarken; arkadaşıma gelen bir telefonla tuhaf bir konunun içinde kendimizi buluverdik. Telefondan dalga dalga yayılan konuları harmanlayıp toparlamaya çalışırken söylenmeye başlamıştım. Sözde bu günü kendime ayırmıştım. Uzun süredir görüşemediğim, aynı dilde en rahat anlaşabildiğim can dostumla tabiri caizse birlikte kafamıza göre takılacaktık... Nasip değilmiş düşüncesiyle karşılıklı bakıştık. Kendimize ayıracak zamanın içine bir başkasının konusu girip yayılıverince, başladık karşılıklı gülüşmeye. Arkadaşım, telefondaki kadının orta yaşa merdiven dayamış biri olduğunu söyledi. Kadın, yana yakıla sorunlarını ardı sıra sıralarken psikologluk mesleğini hakkıyla icra eden sevgili arkadaşıma tam Allah sabır versin temennisinde bulunacaktım ki, birden "kendim çok mu farklıyım" diye düşünmeden edemedim. Nerdeyse günde 24 saat dert dinleme modunda olduğumu unutuverdim nedense.

AYRILMAMA MÜCADELESİ
Kadının sorunu, hayatındaki kişiden bir türlü ayrılamama mücadelesi idi. Üstelik bu kadar şikayeti varken, ayrılmak istemeyen yine kendisi olunca konu daha da ilginç bir hal aldı.

Hadi bakalım hep birlikte düşünelim.
"Ayrılık" ve "kaybetme" olgusu birlikte çalışan bir sistem. Çocukluğumuzda anne memesinden ilk ayrılışımızla başlarmış kaybetme korkusu. Eğer bu durum ileri yaşlarda bize basit gibi gelen; ilkokulda sınıf değiştirmek, en sevdiğiniz bir oyuncağın kırılması, bozulması veya sevdiğiniz arkadaşınızla ayrı sınıflara düşmek gibi bizi üzen olaylarla beslenirse, daha sonraki yıllarda hayatımızın her safhasına yansıyor. Sonuç olarak, kötü giden bir ilişkiden bile kopamaz duruma geliyoruz. Hele, üstüne üstlük, çocukluk yıllarında ebeveynlerimizle ilgili bir kayıp yaşamışsak "kaybetme" korkusu daha çok bir travma yaşatıyor bize.

KARŞILIKLI BİR DRAM
İlişkimizdeki kişinin de çocukluk erozyonları varsa; karşılıklı bir dram oyunu başlıyormuş aramızda. Sizin kaybetme korkunuz, diğerinin sizi ezme ve küçük görme duygusuna dönüşebiliyormuş. İşte, med cezirli ilişkilerin ruhsal kurbanlarının kendi aralarında başlattıkları bu oyunun sonucunda bozulmuş denge kayıpları. Siz bunu karanlık bir kuyuya düşmek gibi mi nitelendirirsiniz veya sonu görülmeyen bir tünel olarak mı adlandırırsınız bilemem ama acil yardım gerektiren S.O.S sinyallerinin çoktan çalıştığı ilişki örneklerinden biri diye düşünüyorum naçizane.

Evet, arkadaşlar korkumuzu yenelim.
Dünyaya tek geldik tek gidiyoruz.
Nedir kaybetme korkusu? Sizi ezen, hor gören sürekli argo tabirle tartaklayan bir insandan kopamamak neyin nesidir?
Yıllardır bu ilişkilerle ilgili yapılan filmler, korku kategorisinde sınıflandırılarak bize sunuluyor. Paşa paşa izleyip yok böyle bir şey diyerek kendi yaşadığımız içi boşalmış çürük ilişkileri görmezden geliyoruz ne yazık ki. Kaybetme korkusuyla sıktığınız eli bir bırakın. Bırakın ki! boş kalan eliniz, sizi yumuşak bir şekilde saracak, incitmeyen bir elle birleşsin. Yıkık dökük bir "köşkünüz " olacağına kendinize ait sıcacık "kulübeniz" olsun. Haksız mıyım?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
GÜNÜN YAZARLARI
  • SON DAKİKA