Türk savunma ve havacılık sanayii, ulaştığı ihracat hacmi, teknoloji derinliği ve kurumsal kapasiteyle stratejik bir eşiği aşmış durumda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün tarafından paylaşılan değerlendirmeler, sektörün mal ve hizmet ihracatının 10.5 milyar dolara ulaşarak yüksek katma değerli ve sürdürülebilir bir büyüme modelini güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, Türkiye'nin savunma sanayiinde küresel ölçekte rekabet gücüne sahip bir üretim ve ihracat ekosistemi oluşturduğunu gösteriyor.
UZAY TABANLI ÇALIŞMALAR
Savunma sanayiinde yakalanan bu ivme; üretim hacminden çok sistem mühendisliği, entegrasyon kabiliyeti ve teknoloji yoğunluğu ile açıklanıyor. Türkiye, hava, kara, deniz, uzay ve siber alanları kapsayan çok katmanlı bir savunma mimarisini eş zamanlı biçimde geliştiriyor. HÜRJET, KAAN, E-ZPT zırhlı araç, entegre hava ve füze savunma mimarisi Çelik Kubbe, insansız hava, kara ve deniz sistemleri, elektronik harp çözümleri, radar ve haberleşme teknolojileri ile uzay tabanlı yetenekler; savunma sanayiinin geldiği noktayı bütüncül biçimde ortaya koyuyor. Bu projeler, platform üretiminin ötesine geçen ağ merkezli, veri temelli ve birlikte çalışabilir sistemler yaklaşımının somut karşılıklarını oluşturuyor.
DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİ İNSAN
Uluslararası savunma strateji belgeleri ve araştırma raporlarında ortak biçimde vurgulandığı üzere, savunma sanayii; dijitalleşme, yapay zekâ, otonom sistemler, elektronik harp, frekans ve spektrum üstünlüğü, veri temelli karar destek mekanizmaları ile uzay ve siber alanları kapsayan çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Teknolojik gelişme hızı, savunma sanayiinde rekabetin yönünü de değiştirirken; başarı, platform sayısından çok teknolojik derinlik, yazılım kabiliyeti, sistem entegrasyonu ve veri hâkimiyeti üzerinden tanımlanıyor. Bu dönüşümün merkezinde insan kaynağı yer alıyor. Savunma Sanayii Akademi öncülüğünde yayımlanan ve alanında ilk olma niteliği taşıyan Journal of Defence and Security Industry (Savunma ve Güvenlik Sanayii Dergisi), savunma sanayiinde bilgi üretiminin akademik zeminde kurumsallaştığını gösteren önemli bir adım niteliği taşıyor. Altmıştan fazla firmayla oluşturulan Akademiler Birliği aracılığıyla bilgi üretimi, ortak öğrenme ve kurumsal hafıza daha sistematik bir yapıya kavuşuyor. Bu yaklaşımın sahadaki en somut yansımalarından biri ise Milli Yetkinlik Hamlesi kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı öncülüğünde, Savunma Sanayii Akademi tarafından düzenlenen 2. Yetenek Yönetimi Zirvesi oldu. Kamu, savunma sanayii şirketleri, akademi ve insan kaynakları profesyonellerini aynı zeminde buluşturan zirve; nitelikli insan kaynağının stratejik planlama, yetenek yönetimi, liderlik gelişimi ve kurumsal kapasiteyle bütünleştiği yeni bir perspektifi ortaya koydu. Ele alınan başlıklar, savunma sanayiinde teknolojik ilerlemenin insan odaklı politikalarla desteklendiğinde kalıcı bir güce dönüştüğünü açık biçimde gösterdi.
MİLLİ YETKİNLİK HAMLESİ
Savunma sanayiindeki bu ilerlemenin arkasında, sektör şirketlerinin rekabetten çok tamamlayıcılığı önceleyen bir anlayışla, tasarımdan üretime, yazılımdan entegrasyona uzanan süreçlerde el ele çalışabilme kabiliyeti bulunuyor. Kurumlar arası bu eş güdüm ve ortak sinerji, savunma sanayiinin kolektif bir ekosistem gücü üzerinden büyüdüğünün en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Bugün TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, TEI, HAVELSAN, ASPİLSAN ve İŞBİR başta olmak üzere vakıf şirketlerinde 42 bini aşkın nitelikli çalışan görev yapıyor. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından dile getirilen vizyon doğrultusunda, 2028 yılına kadar savunma sanayiinde 158 bin kişilik nitelikli istihdama ulaşılması hedefleniyor. Bu hedef, savunma sanayiinin büyüme stratejisinde insan kaynağının belirleyici rolünü net biçimde ortaya koyuyor. Ortaya çıkan çerçeve, savunma sanayiinin ihracat rakamlarının ötesinde; bilgi, insan ve teknoloji ekseninde şekillenen bir Milli Yetkinlik Hamlesi ile güçlendiğini gösteriyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "İstiklalini koruyamayan bir millet, hürriyetini de muhafaza edemez" sözünün işaret ettiği gibi; savunma sanayiinde bilgiye, insana ve teknolojiye dayalı bu bütüncül atılım, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve stratejik gücünü geleceğe taşıyan en sağlam temellerden biri olarak öne çıkıyor
