• BIST
    %0.89
    78.384,78
    EURO
    -%0.86
    4,4760
    USD
    %0.66
    3,8608
    GBP
    %0.66
    3,8608
    CHF
    %0.66
    3,8608
    JPY
    %0.66
    3,8608
  • 25°C
17 yıl sonra ‘TT’ olan röportaj HÜROL DAĞDELEN 17 yıl sonra ‘TT’ olan röportaj hurol.dagdelen@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 29.07.2018, 00:00

30 yıllık gazeteciyim. İlk günden beri büyük bir gururla görev yaptığım Yeni Asır'da pek çok şey yaşadım, pek çok haber yaptım, köşe yazdım, pek olaya tanık oldum, ünlü-ünsüz pek çok kişiyle röportaj yaptım.
Bu yüzden her yazı, her olay bende derin iz bıraktı. Bu açıdan bakınca 30 yıllık bir hazine var yüreğimde... Bu süreçte bir gazeteci olarak hep şunu düşündüm: Acaba yazdığım köşe yazısı, yaptığım röportaj, yazdığım haber, yaptığım gazete kaç kişiye ulaşır, kaç kişi okur, kaç kişi etkilenir?
Bu sayıyı bilmek kolay değil ama yıllar sonra bir şekilde karşınıza çıktığında bir başka oluyor insan, boşa gitmediğini anlıyor, "yazının mistik gücüne" tanık oluyor ve birilerinin sizi bir yerden izlediğini hissediyorsunuz... Tıpkı Hüseyin Baradan'ın beni izlediğini hissettiğim gibi...

***

Türk Sineması'nın ölümsüz ismi olan, Yeşilçam'ın en başarılı karakter oyuncuları arasında yer alan Hüseyin Baradan'la tanışılıklığım mesleki buluşmalar sırasında oldu, çünkü onun asıl mesleği de gazetecilikti...
Çok sıcak, sevimli, dost canlısı bir insandı. Kendisiyle zaman zaman keyifli sohbetlere dalar, mesleği çekiştirir ama gazetecilik onuruna asla toz kondurmazdık. "Ben oyuncudan önce gazeteciyim.
Muhabirliğim ölünceye kadar sürecek" derdi...
Son yıllarda kabuğuna çekilmişti, pek görünmezdi ortalıkta...
Sağlık sorunları yaşıyordu.
Zaman buldukça Ege Koop'a gidip geliyordu.
Bir gün beni telefonla aradı, "Hürolcuğum, uygun olduğun zamanda sana bir çay ısmarlayayım, anlatacağım çok önemli bir şey var sana, bunu yazmanı, kamuoyuna duyurmanı istiyorum" dedi."Peki" dedim "Hüseyin ağabey seni bekletmeyeyim, az sonra yanındayım."

***

Yıl 2001, çok sıcak bir haziran günü... Aldım kayıt cihazımı, kağıt kalemi elime, seğirttim yanına... Çok sıcak karşıladı beni Hüseyin ağabey, o pos bıyıklarının arasından sıcak bir gülümsemeyle...
"Gel, gel sevgili Hürol...
Seninle dertleşelim biraz" sözleriyle... Hoş beşten sonra, "gelelim sadede" dedi ve başından geçen o acı olayı ve yaşadığı unutulmaz dostluğunu anlattı bana... 3 ay önce eşini kaybetmişti. Hüzün doluydu.
Şeker gibi bir insanın göz pınarlarından dökülen gözyaşlarını izlemek acı verse de insana, onun yaşadığı gerçeklerle yüzleşmesi, sizi de bunu ortak etmesi farklı, anlatılmaz bir duyguydu.
İki yakın dostun "dertleşmesi" gibiydi. Anlattı, anlattı...
Sonunda da "Ben hem acı hem dostluğu bir arada yaşadım. Benim yaşadıklarımı Türkiye'nin, Türk insanının bilmesini istiyorum.
Bir Yunanlı Türk'e asla düşman olamaz.
Düşün onların arasından hiç tanımadığım biri, hayatımda yaşadığım en büyük iyiliği yaptı bana.... Söz ver bana, bunu yayınlayacaksın" dedi. Sonra yanaklarımdan öptü ve kendisini dinlediğim için teşekkür etti.
Gazeteye döner dönmez toparladım anlattıklarını, ne bir eksik ne bir fazla...
Farklı duygular içindeydim.
Bir insanın iç dünyasına yaptığım yolculuk, bu anıyı hemen yazmamı hissettirmişti bana...
Bu yüzden, yanda okuyacağınız röportaj çıktı ortaya...
Aslında bir anı röportaj...
Ona tek bir soru sorabildim, o yağmur gibi anlattı bana...
Okuyucularım da bunu hissetsin istedim, hiç kesmeden, soruyla bölmeden, birebir yayınladım.
Yazım, 16 Haziran 2001 Cumartesi günü, Yeni Asır'ın Cumartesi ekinde yayınlandı ve büyük ses getirdi. Kendisinden aldığım telefonda söyledikleri, mesleki anılarım arasında, en önemlisidir bence... "Sağol sevgili Hürol, o kadar güzel anlatmışsın ki, kaç kere ağladığımı hatırlamıyorum."

***

Hüseyin ağabey, eşinin acısına daha fazla dayanamadı, uzun süre hastalıkla pençeleşti ve yine bir yaz sıcağında 1 Temmuz 2004'te aramızdan ayrıldı. O günden beri, çok sevimli, tonton bir insanın acısını yüreğimde yaşarım.

***

Bir süre önce, Bodrum Oda Orkestrası'nın kurucularından, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nın eski müdürü Numan Pekdemir'den bir telefon aldım: "Hürol bey merhaba... Size bir şey soracağım, sosyal medyada büyük ilgi gören bir yazı var, çok etkilenmişler herkes paylaşıyor. Yazı, 'Sevgili Hürol' sözüyle bitiyor. Acaba sizin yazınız mı?" diye sordu.
Önce çok şaşırdım, "Görmeden bilemem, size bilgi veririm Numan bey, sağolun" dedim. Gazeteye gelince de kısa bir araştırmayla olayı çözdüm. Yazı, Hüseyin Baradan'la yaptığım röportajdı.
Hemen Numan bey'i aradım.
Röportajın çıktılarını kendisiyle paylaştım.

***

Numan bey, bu kadirşinaslığa geç de olsa teşekkür etmek ve Bodrum Oda Orkestrası ile bir Türk-Yunan dostluk konseri projesini anlatmak için Sayın Gavrilakis'le önce sosyal medyadan sonra telefonla iletişim kuruyor. Manolis Gavrilakis, projeyi memnuniyetle karşılıyor ve çok mutlu olduğunu belirtiyor. Numan bey, bunun üzerine Yunan Orkestra Şefi Nikos Haliassas'a projeyi anlatıyor.
Ondan da 'olur' aldıktan sonra temaslarına başlıyor.
Önce İzmir Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi yetkilileriyle görüşüyor, sonra da Bodrum Oda Orkestrası'ndaki çalışma arkadaşlarıyla...
Konser tarihleri belli oluyor.
24 Ocak'ta İzmir AASSM, 27 Ocak'ta da Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nün katkıları ve Bodrum Belediyesi'nin destekleriyle Bodrum Heredot Kültür Merkezi'nde iki konser planlanıyor. Konserde keman sanatçısı Cihat Aşkın'la iki Yunan sanatçı sahneye çıkacak.
Ulvi Cemal Erkin'in keman konçertosu ile Theodorakis'in Zorba'sı yorumlanacak.

***

Hepimizin yüreğini yakan Yunanistan'daki korkunç yangından sonra, önceki gün sevgili üstat Numan Pekdemir hem benim röportajımı tekrar paylaşıyor, hem de konser müjdesini veriyor.
Bunu da binlerce kişiyle paylaşıyor.
Bu paylaşım çoğaldı da çoğaldı ve sosyal medyanın her mecrasında karşıma çıktı.
Şimdi yeni yılda gerçekleşecek o konseri bekliyorum. seyin Baradan'a sahip çıkan ve kardeşten de yakın olan Yunanlı dostumuz Manolis Gavrilakis'le de tanışmayı...
Bu barış konseri, büyük acı yaşayan Komşu'muza uzanan bir dost eli olacaktır.

İŞTE 2001'DEKİ RÖPORTAJ:

BU GERÇEK ÖYKÜ, DOSTLUĞUN MİLLETİNİN OLMADIĞININ KANITI

KARDEŞTEN DE YAKIN

Sinema sanatçısı Hüseyin Baradan, eşi Hayriye Baradan ile geçen mart ayında Yunan Adaları'na gemiyle çıktığı gezide, büyük bir acı yaşadı...
Gemi Girit'e yaklaşırken eşini kaybetti, yapayalnızdı. İşte o an kendi deyimiyle karşısında bir "melek" buldu. "Melek", Girit'te bir seyahat acentasının sahibi Manolis Gavrilakis'ti... Gavrilakis, ilk kez gördüğü bu Türk'ün acısına ortak oldu, sıkıntılarını paylaştı... "Annem" dediği Hayriye Baradan'ın cenazesinin İzmir'e çok kısa bir süre içinde gelmesini sağladı.
İşte Hüseyin Baradan'ın yaşadıkları:

GİRİT'E YOLCULUK

"Kurban Bayramı'nda, 45 yıllık eşim Hayriye Baradan'la uzun süredir görmeyi düşlediğimiz Yunan Adaları'na gideceğimiz için çok mutluyduk" diye söze başladı Hüseyin Baradan...Günlerdir sadece çok yakınlarının bildiği bir sırrı açıklamadan önce derin bir soluk aldı, "o acı günlere dönmek canımı acıtıyor ama artık yaşadıklarımı paylaş- mak istiyorum" dedi ve başladı anlatmaya...
"Kurban Bayramı'nda Yunan Adaları'na düzenlenen bir geziye eşimle birlikte iştirak ettik... Gezi Kuşadası'ndan başlayacak, Mikanos, Rodos, Girit ve Sentonini Adaları'nı kapsayacaktı. Gemimiz "Odesus" mükemmeldi...
Gemi kaptanı, 10 yaşına kadar Türkiye'de yaşamış bir Rum çocuğuydu. Gemide Türkler de vardı... Hatta Batı Dersaneleri'nin sahibi de eşiyle birlikte gemideydi... Rodos'a geldiğimizde, özel bir gündü... Eşime "dolaşmaya çıkalım mı" dedim... "Kendimi iyi hissetmiyorum, ben gemide dinleneceğim. Sen gez gel" dedi bana... Dışarı çıktım ama her yer kapalıydı.
Açıkçası eşim yanımda olmadan pek keyif alamadım... Kısa sürede döndüm gemiye...
Girit'e doğru yola çıktık.

EŞİM 'ÖLÜYORUM' DEDİ

Akşam yemeğinde yine dostlarımızla birlikte eğlendik... Saat 09.30 sıralarında gemi sallanmaya başladı. Eşim tedirgin oldu, "Hüseyin ben kamarada dinleneceğim" dedi. Ben de onu yalnız bırakmak istemedim. Odamıza çekildik... Bu arada, eşim "ben fena oluyorum" deyince telefonla doktoru çağırdım..
İnanmazsınız ama, bir ambulansta bile olmayacak sıhhi teçhizatla, bir doktor ve iki hemşire iki dakika içinde kamaraya girdiler. Hemen eşime müdahale ettiler... Tansiyonunu ölçtükleri sırada, "Hüseyin, ben ölüyorum" dedi ve gitti... O doktorların gayretini yaşamayan bilemez.
Ama sonuçsuz kaldı... Donup kaldım...
Beni dışara aldılar. Gemi personeli benim için seferber oldu. Girit'e geldik, gemi kaptanı, iki hemşire ve ben karakola, ifade vermeye gittik.
Gemi iki saat sonra kalkacak... Bize iştirak eden rehberler de "ihtiyacınız olur", diyerek 500 dolar bırakıp gittiler... Girit Adası'nda yapayalnız bir adamım. Param kısıtlı... Beni morga götürdüler, polis ifademi aldı. Perişan bir haldeyim. Karakolda genç bir adam var...
Birden, "Ben size yardım etmek istiyorum" dedi, "Ben Comodor Seyahat Şirketi'nin sahibi Manolis Gavrilakis..."

RUMCA ANLAŞTIK

Kendisine "Çok teşekkür ederim" dedim...
"Bakın çok yorgunsunuz. Ben şimdi sizi bir otele götüreceğim. Biraz dinlenin" dedi... Peki deyip çıktık, "Astoria" diye 5 yıldızlı bir otel... Orada sıkıntılıydım, yerimde duramadım... Az sonra Manolis eşiyle birlikte geldi. Yarı İngilizce, yarı Rumca anlaştık..
Sohbetimiz sırasında, kendisine "Manolis, benim vizem yok, gemi de gitti ben şimdi ne yapacağım" diye sordum...
"Sen bunu hiç düşünme. Ver bana pasaportunu, için rahat olsun..." diye yanıtladı sorumu...
"Manolis ne yapmam gerekiyor" diye tekrar sordum...
"Beni dinler misin" dedi "Sen şimdi buradan git... Hayriye Anne'yi bana teslim et.." "Bir an şaşırdım.. "Hüseyin ilk kez gördüğün bir adama nasıl güvenirsin?" diye kendi kendime konuşurken, ondan bir teklif daha geldi: "Ben size birşey sormak istiyorum...
Sizde çok kıymet verilen kendinden büyük insana ne denir?.." "Ağabey" dedim..
"Müsaade edersen ben size ağabey diyeceğim.
Buyrun yazıhaneme gidelim" dedi.
Yazıhane çok güzel bir yerde... Ben ağlıyorum, ama onun eşi benden fazla gözyaşı döküyor.
Şaşkın bir haldeyim...
Manolis, "Ağabey" dedi, "Ben herşeyi ayarladım.
Şimdi sen buradan uçağa bineceksin, Atina'ya gideceksin... Havaalanında seni bir araba karşılayacak. Şoförün elinde, isminin yazdığı bir levha göreceksin. Otelde 134 nolu odada kalacaksın. Şoför ertesi sabah seni otelden alacak, Atina Havaalanı'na gideceksin.
Oradan Türk Hava Yolları'nın 10.45 sefer sayılı uçağına bineceksin.
İstanbul'a vardığında 14.35'te kalkan İzmir uçağına bineceksin..." Bunları söyledikten sonra, yazıhanesinin bir köşesinde bulunan "ikonu" bana uzattı ve ekledi:"Ağabey sen Müslümansın. İnanmayabilirsin ama al çantana koy. Bu seni rahatlatır..." Aldım ikonu, çantama koydum.
Haydi şimdi havaalanına gidiyoruz" dedi..
Peki dedim, "Eşimin cenazesi nasıl gelecek?.." "Sen onu düşünme" diye yanıtladı sorumu ve devam etti: "Anne bana emanet... Bu işler biraz fazla sürer, ama sakın merak etme... En kısa zamanda anneyi İzmir'e göndereceğim..." Arabasına bindik, elinde bir paket, yolluk hazırlamış, suyundan ekmeğine varıncaya kadar her şey var... Çekindiğimi anlayınca, ısrar etti:

SEN, ANNEYİ DÜŞÜNME

"Bak bu saate kadar hiçbir şey yemedin...
Bunları mutlaka ye.." Bir de ilaç verdi, "bunu da 6 saatte bir içersiniz. Sizi rahatlatır..." Manolis ve eşi uçak kalkıncaya kadar bekledi.
Beni uğurladılar. Uçakta yalnız kalınca "45 yıllık karını ellerin elinde nasıl bıraktın" diye başladım içten içe ağlamaya... Atina'ya geldik.
Kapıda bir Mercedes, yanında bir şoför, elinde "Mr. Baradan" yazılı bir levha... Dediği otele girer girmez telefonum olduğunu anons ettiler, danışmaya gittim...
"Abi ben Manolis, rahat geldin mi.. Ağlama bak, sakın ola ki otelde yememezlik içmemezlik etme... Saatte bir arayacağım seni... İlacını içtin mi?" Gece yatmadan önce, saat 01.00'de bir telefon daha... "Abi hapı içersen sakın içki içme..." Ertesi sabah 09.00'da araba geldi...
Beni aldı, Atina Havaalanına vardık. İçeri girer girmez, yine telefon anonsu..
"Alo abi ben Manolis, nasılsın, iyi misin.
Hiç üzülme, anneye otopsi yapıldı en yakın zamanda göndereceğiz.." Bu arada Hüseyin Aslan, Hakan Tartan, Dışişleri Bakanlığı devreye girmiş.. Hakikaten bürokrası uzun iş...
Geldik İstanbul'a... Havaalanına iner inmez, "Sayın Hüseyin Baradan, danışmaya gelmeniz rica olunur" diye bir anons... Gittim yine Manolis... "Abi Manolis, geldin değil mi, şimdi rahatladım oh... İlacını içtin mi..."

GELİN GİBİ SÜSLENMİŞ

İzmir'e gelince Manolis'i aradım...
Bana söylediği tek şey;
"Anneyi düşünme, cenaze pazar günü geliyor" oldu. Pazar günü cenazeyi almaya gittiğimizde şaşkınlıktan dona kaldık... Manolis cenazeyi gelin gibi süslemişti. Gözyaşlarımı tutamadım...
Ertesi gün Hocazade Camii'nde yapılan dini törenden sonra Hayriyemi toprağa verdik... Onca kalabalığa karşın beni en çok duygulandıran, tam tören saatinde Manolis'in cep telefonundan araması oldu:
"Abi üzülme sakın ha, ağlamayasın...
Çok kalabalık var değil mi?..
İnsanın sevilmesi kadar güzel bir şey yok. Ben her zaman yanındayım artık.." Eşimi defnettikten sonra Manolis'i aradım telefonla... "Sevgili dostum... En acı günümde yanımda oldun... Söyle bana, senin için ne yapabilirim?" Tek birşey söyledi Manolis: "Bunları düşünme, beni kardeşinin yerine koy bu bana yeter. Ama ille de birşey yapmak istiyorsan, İzmir'in methini çok duydum, hele Kordon'u pek güzelmiş... İkinci balayımı İzmir'de geçireceğim. Bana rakıyla balık ısmarlarsın, ödeşiriz..." Gördüğün gibi Hürolcuğum; yarımseverlik, ne dil, ne din, ne ırk hiçbir şey dinlemiyor. İnsanlık başka bir olay... Biliyor musun, oradan buraya cenaze masrafları 6000 dolar... Uçak, yol, otel paraları bunun dışında... Söyle Allahaşkına, böyle bir iyiliği bugün kim yapar?...
Bu yaşadıklarımdan sonra, Yunan Başkonsolosluğu'na, Yunan Konsolosluğu'na, Yunan Dışişleri Bakanlığına, Kültür Bakanlığı'na, Girit Valisi'ne, Girit Belediye Başkanı'na birer mektup yazdım. Dedim ki:
"Sizin işte böyle bir vatandaşınız var, onunla gurur duyun..." Acıyla dostluğu birarada yaşamak nasıl birşey bilir misin Hürol... İşte ben bunu ilk kez gördüğüm bir insanla o kadar yoğun yaşadım ki...

GÜNÜN YAZARLARI
BİZE ULAŞIN