Yahya Kemal'den: "Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocuklarının milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?
Ah! Büyük cetlerimiz! Onlar da Galata, Beyoğlu gibi Frenk semtlerinde yerleşirlerdi, fakat yerleştikleri mahallede Müslümanlığın nuru belirir, beş vakitte ezan işitilir, asmalı minare, gölgeli mescit peyda olur, sokak köşesinde bir türbenin kandili uyanır, hasılı o toprağın o köşesi imana gelirdi.
Biz bugünün Türkleri bilakis Şişli, Nişantaşı, Kadıköy, Moda gibi küçücük bir şehri andıran yerlere yerleştik, fakat o yerler Müslüman ruhundan ari, çorak ve kurudur. Bir Üsküdar'a bakınız bir de Kadıköyü'ne, Üsküdar'ın yanında Kadıköyü Tatavla'yı andırır. Eski Türklerin ruhları ile yeni Türklerin ruhları arasındaki farkı anlamak isterseniz bu son asırda peyda olan semtlerle İstanbul içlerini mukayese ediniz.
Medenileştikçe Müslümanlıktan çıktığımızı tabii ve hoş gören eblehler uzağa değil Balkan devletlerinin şehirlerine kadar gitsinler. Görürler ki baştanbaşa yenileşen o şehirlerin her tarafında çan kuleleri yükselir, pazar ve yortu günleri çan sesleri işitilir."
EZANSIZ SEMTLER
Bu satırlar Yahya Kemal'e ait. Şairimizin Aziz İstanbul kitabındaki "Ezansız Semtler" başlıklı yazısından alınma, 1922'de yazılmış.
Yahya Kemal'in "ezan" vurgusu ve bu konudaki kötümser tahminlerinin aksine İstanbul'un her tarafı zaman içinde camilerle donandı. Şişli'de, Taksim'de, yeni semtlerden Levent'te muhteşem camiler yapıldı. Yüksek volümlü hoparlörler günün beş vaktinde çevreyi ezan sesleriyle dolduruyor. Ama o semtlerin çocukları "Müslümanlığın çocukluk rüyasını" göremiyorlar. Seküler rüzgarlar hakim durumda.
ORHAN PAMUK'UN İSTANBULU
Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk 1952'de Şişli / Nişantaşı'nda doğdu. Ailesi Batıya yönelmiş seküler bir yapıya sahipti. 1950'de yapılan Şişli camisi ve orada okunan ezanlardan etkilenmediği görülür. "İstanbul" adlı hatıra kitabındaki ifadesine göre İstanbullu Batılılaşmış, zengin ve laik ailelerde maneviyat eksikliği vardı. Şöyle der: "Bizim apartmanda (din ile) yalnızca hizmetçiler, aşçılar ilgilenirdi. Bunlar senede bir ay oruç tutuyor, bizim Esma Hanım bizlere hizmet etmekten kalan vakitlerinde, küçük odasına seccadesini serip namaz kılıyordu. Bana, sanki yoksul oldukları için ikide bir Allah'ın adını anıyorlar gibi gelirdi. Belki de Allah'a o kadar inandıkları için yoksul kalmışlardı. Ne babaannem, ne de ondan sonraki kuşaktan amcalarım, yengelerim, babam, annem, bir gün bile oruç tutmazlardı.
Evdeki hizmetçi kadın bir gün küçük Orhan'ı camiye götürür. İzlenimi şöyle: "Teşvikiye Camii'nde, Nişantaşlı zenginlere hizmet eden hizmetçiler, aşçılar, kapıcılar ve arka sokaklardaki küçük dükkân sahiplerinden yirmi otuz kişilik bir kalabalık ibadet havasından çok, bir dayanışma ve arkadaşlık ruhuyla halılara oturmuş, namaz vaktini beklerken fısıltıyla dedikodu yapıyordu." Haliyle bu, Orhan Pamuk'un değerlendirmesi.
Sadece ezan sesinin bir yeri Müslüman etmeye yetmediği görülüyor.
