Milli Takım'da artık mazeretlerin değil, hesaplaşmanın zamanı... Fransa'ya kaybettik, "Olur böyle" dedik. İtalya karşısında 4-1'lik ağır yenilgi geldi, "Toparlanırız" diye bekledik. Belçika deplasmanına çıktık, bu kez "En azından puanla dönelim" dedik. Dönemedik. Üç maç, üç yenilgi, sıfır puan... Üstelik Belçika karşısında 3-0'lık yenilgiyle birlikte grubun son sırasındayız.
Kevin De Bruyne iki kez, Romelu Lukaku bir kez filelerimizi havalandırdı.
Ama bu maçın skoru kadar can sıkıcı olan başka bir şey daha vardı: Milli Takım'ın oyununun uzun bölümlerinde ne yapmak istediğinin tam olarak anlaşılamaması. Montella yine kadroyu değiştirdi. İtalya maçının 11'inden altı oyuncu farklıydı. Uğurcan Çakır, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu, İsmail Yüksek, Bartuğ Elmaz ve Kerem Aktürkoğlu ilk 11'e geldi Değişiklik yapmak elbette teknik direktörün görevi. Fakat mesele artık "Kim oynadı?" sorusundan çıkıp "Nasıl oynadık?" sorusuna geldi. Ve burada cevap vermek kolay değil.
Çözmeye yetmedi Uğurcan Çakır elinden geleni yaptı. Özellikle Belçika'nın ikinci golünde De Bruyne'nin vuruşuna müdahale etmeye çalıştı ancak top ağlarla buluştu.
Kalecinin çabası, savunmanın önündeki sorunları tek başına çözmeye yetmedi. Savunmada ise Merih Demiral ve Abdülkerim Bardakcı'nın yanında yine soru işaretleri vardı. Abdülkerim'in ilk yarıda Arda Güler'in ortasında yakaladığı kafa vuruşu gol olsa belki maçın hikayesi değişecekti. Ama futbol "belki"lerle oynanmıyor. Ön tarafta da benzer bir tablo vardı.
Barış Alper Yılmaz mücadele etti ama üretkenlik konusunda beklenen katkıyı veremedi.
Kerem Aktürkoğlu da hücumda oyunun içine yeterince giremedi.
İki oyuncu da performansları nedeniyle eleştiri oklarının yöneldiği isimler arasına girdi.
Fakat bütün faturayı oyunculara kesmek kolaycılık olur.
Sonuç ortada Çünkü bu takımın başında bir teknik direktör var. Montella...
İtalyan teknik adam artık kadro tercihleri, ilk 11 seçimleri ve oyun planıyla birlikte tartışılıyor. Bu tartışmanın yalnızca Belçika maçı üzerinden değil, üç maçlık tablo üzerinden yapılması gerekiyor. Çünkü üç maçta alınan sonuç ortada.
Fransa 1-0, İtalya 4-1, Belçika 3-0... Üç maçta yalnızca bir gol atabilen, sekiz gol yiyen bir Milli Takım var. Ve insan ister istemez soruyor: Biz nereye gidiyoruz?
Milli forma, oyuncunun kulübündeki performansından daha fazlasını ister. Arma, mücadele ister. Cesaret ister. Bir oyun planı ister. En önemlisi de sahada ne yaptığını bilen bir takım ister. Belçika maçında zaman zaman Arda Güler'in bireysel çabalarıyla hareketlendik. Yunus Akgün oyuna girdikten sonra bir pozisyon yakaladık. Merih Demiral ilk yarıda çok net bir fırsatı değerlendiremedi. Ama bunların hiçbiri oyunun genelindeki problemi ortadan kaldırmadı.
Şimdi önümüzde yine İtalya var. Üstelik Arda Güler ve Barış Alper Yılmaz da Belçika maçında gördükleri sarı kartlar nedeniyle cezalı duruma düştü.
Yani hesap daha da ağır. Ama Milli Takım için hikaye henüz bitmiş değil. Üç maç sonunda insanın beklediği şey sadece puan değil. Bir ışık. Bir umut. Bir oyun. Belçika'da bunların hiçbiri skora yansıyacak kadar güçlü değildi. Şimdi sıra İtalya'da.
Belki de bu kez mesele kazanmak kadar, yeniden "Bu takımın bir hikayesi var" dedirtebilmek olacak. Çünkü milli forma, kötü günlerde daha ağır gelir. Ve artık o ağırlığı taşıma zamanı.
