Grönland, ABD Başkanı Trump'ın iştah radarına girince, başta adanın bağlı olduğu Danimarka ve Avrupa Birliği olmak üzere tüm dünya dehşete düştü... Ne de olsa, Trump daha, Venezuela Devlet başkanını ülkesinden kaçırmasının üzerinden bir ay bile geçmedi! Süreç devam ediyor ancak bizi asıl ilgilendirmesin gereken komşumuz İran'daki gelişmeler. Bugünlerde, ekonomik kriz nedenli olduğu düşünülen halk gösterileri ile gündemde olan İran, geçen aylarda da askeri tesislerine ve genelkurmay başkanı dâhil ordusunun tüm üst düzey komutanlarına İsrail'in top yekûn saldırısı ile haber merkezlerinin takibinde idi... İran, kuşkusuz coğrafyamızın kadim kültürlerinden biri. Satın alma paritesi perspektifinde dünyanın 23'üncü ülkesi. Ekonomik dinamikler bağlamında en büyük 17'nci ülke. Toprakları, doğalgaz ve petrol açısından dünyanın ikinci ve üçüncü doğal rezervlerini barındırıyor. Birleşmiş Milletler, OECD, OPEC, Şanghay ve BRICS gibi örgütlerin çoğunun kurucu üyesi. İran'ın nüfusu 92.381.876 ve yüzölçümü de 1.648.195 kilometrekare. Dolayısı ile böyle bir ülke yani yüzölçümü, nüfusu, askeri kapasitesi, jeopolitik pozisyonu, ekonomisi, doğal rezervleri ve kültürel hegemonyası göz önüne alındığında, İsrail tarafından yapılan saldırılar karşısında, potansiyelini yansıtmayan bir acizlik yaşaması ve böylesine bir prestij kaybına uğraması, tüm dünya siyaset bilimcilerinin ve askeri uzmanlarının dikkatini çekti. Elbette, ABD destekli İsrail ordu kurmaylarının yüksek teknoloji ağırlıklı strateji ve operasyonları takdir edilebilir ancak tüm bunlar İran'ın yaşadığı hezimeti açıklamak için yetersiz kalmakta.
GELENEKSEL TOPLUM
İran sözcüğü tarihte ilk kez kadim dinlerden Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta'da geçer. Buradaki Aryanam kelimesi, Ariya ve Airiia olarak Ahameniş yazıtlarında da yer alır. Partça yazıtlarda da Aryan halini alır. Binlerce yıldır bu coğrafya Aryanların memleketi yani İran olarak anılmıştır. Ahamanışlar, Medler, Persler, Partlar ve sonrasında Sasaniler, o ulusun kurduğu sayısız uygarlıktan birkaçı. Modern dönemlere geldiğimizde, 1978'lerde yaşanan ekonomik sorunlar sonrasında artan toplumsal olaylar nedeni ile Şah Muhammed Rıza'nın ülkeyi terk etmesi, Paris'te ikamet eden Ayetullah Humeyni'yi iktidara taşıdı. Şimdiki İsrail'in saldırılarındaki acizliğin şaşkınlığına benzer bir şaşkınlık, o zamanlar devrimin hızı karşısında duyulmuştu. Şah rejimine karşı savaşan eşit güçteki milliyetçi, Marksist ve İslamcı unsurlar arasından, sonuncular bir tür oldubitti ile yönetimin tek hâkimi haline geldiler. Sonrası malum, liyakatsiz yönetim, ülkeyi kötü duruma getirdi. Emile Durkheim'a göre toplum yapısını iletişim (dil vs.), insan iradesi dışındaki demografi ve ekonomi gibi koşullar ve gelenek, ahlak, hukuk tarzındaki normatif kurallar belirler. Radcliffe-Brown gibi müellifler, her sosyokültürel yapıyı özgün sistemler olarak ele alır ve her toplumu, o toplumun içinde yaşadığı sistemin işlevsel kültürü ve konjonktürü bağlamında yorumlama eğilimi içindedirler. Bu atıflar, İran'ın içinde bulunduğu, kökleri iki yüzyıl öncesine giden Vahhabi püritanizmi ve Humeyni ideolojileri referansındaki köktenci Hizbullah karanlığının gölgesinde olunmasının etkilerini oldukça net ortaya koyuyor. Dini siyasi söylemlerin mutlak iktidarı, modern ekonomik ve askeri metodolojiden uzaklaşıp, bilim, fen ve liyakate kapalı yönetişimi halk yığınlarına dayatınca, kalkınma ve refah sağlanamadığı gibi, vatanın savunması için gerekli milli şuur ve organizasyonla kabiliyetleri de oluşturamıyor. Nitekim, İsrail saldırıları olmasa da İran, Humeyni Rejiminden bu yana ciddi sosyal ve ekonomik sorunlarla yüz yüze idi. Geçen yıl nedeni tam açıklanmayan bir helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı Ruhani de, ülkedeki yolsuzluk için 'ulusal güvenliği tehdit eden boyutta' ifadesini kullanmıştı.
DEJENERASYON
Ülkenin genel dejenerasyonu; toplumu, enflasyon ve işsizlik sarmalında sosyoekonomik depresyon ve umutsuzluğa gark ettiği de bir vakıa! Gelinen noktada, bir imparatorluk geleneğinden gelen binlerce yılın bir bakiyesi olan günümüz İran'ının bugüne damıttığı devletlerinin idarî, hukukî, ekonomik ve askerî varlığını; tarumar ettiler. Onların atalarının devleti Ahamenişler, Babil'i zapt ettiklerinde, orada sürgün ve esarette buldukları Yahudileri serbest bırakıp Kudüs'e göndermiş ve ikinci tapınaklarını kurmalarına yardım etmişlerdi. Şimdi özgürleştirdikleri o Yahudilerin torunları, kendilerini kurtaran İranlıların torunlarını bombalıyor. Trajiktir; Yahudilere karşı tarihin gördüğü en büyük katliamı gerçekleştiren Roma İmparatorluğu'nun günümüzdeki vasileri olan Avrupa devletleri de İsrail'i destekliyor! Sonuç olarak, komşumuz İran'da bugünlerde gözlemlediğimiz şey; sosyal bir zafiyet değil, tarihi, kültürü ve ekonomik potansiyeli ile uyumlu olmayan bir rejim zihniyetinin ülkeyi getirdiği dramatik noktadır. Umarız, İran halkı için dış müdahalelerin etkisiyle değil, kendi hür iradelerinin tezahürü ile gerçekleşecek yönetimlerin altında, barış ve refah içinde bir gelecek söz konusu olur...
