Ölümünün ardından dünyanın en ünlü dergilerinden The Economist'in "20. yüzyılın en etkili ekonomisti" diye tanımladığı, Nobel Ödüllü Milton Friedman, para politikaları, özelleştirme, vergilendirme dahil birçok fikri ile 1980'lerde birçok hükümetin genel politikalarını etkilemişti. Ama ondan çok daha önce John Maynard Keynes'i hatırlamak gerek. Eton'da burslu olarak okudu ve Cambridge'de King's College'a devam etti. Büyükannesinin dediği gibi, "Cambridge'de okuduysan, daima akıllı olman beklenir." Keynes de gerçekten ekonomi biliminde, deyim yerindeyse, bir devrim gerçekleştirdi. Keynes'in hayatının bir bölümünde şahit olduğu ekonomik durgunluklar (stagflasyon), onun görüşlerini çok etkiledi. Dünya "Büyük Buhran" zamanlarında idi. Amerika'da, 1929'dan 1933'e kadar işsizlik yüzde 3'lerden yüzde 25'lere fırlamıştı ve milli gelir yarı yarıya düşmüştü. İngiltere'de de durum farklı değildi; ekonomi uzun süredir depresyonda idi ve işsizlik için yüzde 50'lerden bahsediliyordu.
1936 yılında, bir makalesi "para, faiz ve istihdamın genel dengesi" üzerine idi. Keynes, en kötü finansal krizlerde bile, eğer kamusal borçla müdahale edilecekse, hükümet harcamalarının rolü üzerinde epey düşünce geliştirdi. Neoklasikler gibi, uzun dönemde kendini düzelten bir ekonomi fikri ona göre değildi. Gerekli müdahale ya da yatırım diyelim, eğer olmazsa ekonomi kendi kendine zayıf kalır, gerekli üretkenlik ve istihdam yaratma kapasitesinden uzaklaşır. Ve hatta borsa ve benzeri çöküşler gibi gelişmeler, yatırım talebini olumsuz etkileyerek dolaylı olarak verim ve istihdamı düşürür.

KRİZİN AŞILMASI
O zaman yapılması gereken, hükümetlerin kötü zamanlarda, yani krizlerde, borca girerek ekonomiyi potansiyeline kavuşturma ya da en azından var olan potansiyeli koruma gerekliliğini savunmaktır.
Bu görüş, bir anlamda yaşadığımız fon krizi gibi durumlarda, şu an yapılmaya çalışıldığı gibi, kamusal finans kaynaklarının kullanımını formüle eder. Fonlara dayalı genel kriz algısı, mevcut bir ekonomide bunlara dayalı kamu ve özel sektör yatırım taleplerini geniş çaplı bir kırılmaya iteceğinden, resesyon için tetikleyici olacaktır. Bu, fon krizinin finansal krizi ve onun da bankacılık sektörünü travmatize etmesinden kaynaklanacaktır. Bu noktada Keynes, hükümet harcamalarının bu tür şokları bertaraf etmede bir araç olduğu üzerinde durur. Elbette Keynes için tüm bu kurgular, ulusal ekonomiler için kendi potansiyellerini artırabilmek adına yatırımlara yönelmek için bir vasıta olarak addedilir. Yüksek seviyede kamu yatırımları mali politikalarla desteklenip özel yatırımlar da teşvik edilecek olursa, tüketim artar, milli gelir yükselir ve böylelikle gelecek yatırımları finanse edecek tasarruf miktarı artar. Sürecin sonu toplumun refahıdır. Keynes, 1931 yılında yazdığı bir makalesinde, tüm ekonomik problemlerin 100 yıl içinde çözülebileceğini öngörmüştü. Ama Joseph Schumpeter'in söylediği gibi, "yaratıcı yıkım, kapitalizmle ilgili temel gerçektir."
YENİ DÜZENLEMELER
Hatırlardadır, ülkemizde ta 90'lı yıllara kadar giden yüksek enflasyon, sürdürülemez dış ticaret ve bütçe açıkları karşısında gerekli yasal ve kurumsal tedbirleri içeren ekonomi politikaları üretilemediği için 2001 Bankacılık Krizi'ni yaşamamız üzerine tüm bankacılık sistemini revize etmiş ve yeniden yapılandırmıştık. Yaşadığımız bu fon krizi de bu piyasada radikal düzenlemeleri beraberinde getirecektir. Şimdilik yapılması gereken, şeffaf bir biçimde var olan sistemin açıklarını kullanan kişiler için yasal süreci tamamlamak... Peşi sıra, mağdurlar için adil ve telafi edici bir sistemi devreye almak... Nihayetinde de yasal mevzuatı değiştirerek piyasa fon sistemleri için küresel regülasyonlara örnek bir çerçeveyi hayata geçirmek gerekecek.
Sonuçta, "fonzedelik", sadece kişisel para kazanma ihtirası ile ilgili değil sistematik bir sorundur! Her sistemin sorunu da radikal yapısal reformlara ihtiyaç duyar!
