Sonbahar geldiğinde yalnızca havalar değişmiyor. Sinemaların ışıkları da biraz daha farklı yanıyor. Yazın açık havaya, denize, tatile ve uzun akşamlara alışan insan, havalar serinledikçe yeniden salonların yolunu tutuyor.
Koltuğa oturuyor, ışıklar kapanıyor ve dışarıdaki hayat birkaç saatliğine geride kalıyor. Belki de sinemanın en güzel tarafı bu. Dünya ne kadar yorucu olursa olsun, perde açıldığında önümüzde başka bir dünya beliriyor. Ekim ayı da bu açıdan oldukça hareketli başlıyor.
Daha ilk haftada aksiyondan gerilime, dramdan animasyona uzanan geniş bir seçki seyirciyle buluşuyor. Üstelik önümüzdeki haftalarda da farklı türlerde filmler sıraya girmiş durumda.
Peki bütün bu kalabalığın içinde bizi sinemaya götüren şey ne? Belki de cevap, filmden çok bizde saklı.
HİKAYEYE KAÇMAK
Sinema salonuna herkes aynı ruh haliyle girmiyor. Kimi günler insan ağır bir dram kaldırmak istemiyor. Biraz hareket, biraz macera, biraz da gerçek hayattan uzaklaşmak istiyor. İşte aksiyon filmleri tam burada devreye giriyor. Ekim ayının ilk günlerinde Brad Pitt'in başrolünde olduğu Vahşinin Kalbi, bir uçak kazasının ardından köpeğiyle ıssız bir adada mahsur kalan eski bir askerin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Aynı hafta Tom Cruise, Sandra Hüller ve Riz Ahmed'in yer aldığı Digger da seyirciyle buluşuyor.
İki farklı hikaye. İki farklı dünya. Ama ortak bir nokta var: Karakterlerin sınırlarını zorlayan bir mücadele.
GERÇEĞİN İÇİNDE
Ama sinema yalnızca kaçış değil.
Bazen tam tersine, insanı kaçtığı şeyle yüzleştiriyor. Ekim ayının ilk haftasında vizyona girecek Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı, bir yazarın ağır bir kaza geçirmesinin ardından başka bir yazarın onun kitaplarını tamamlamak üzere görevlendirilmesiyle başlayan gizemli hikayeyi anlatıyor.
Başrollerde Anne Hathaway, Dakota Johnson ve Josh Hartnett bulunuyor. Bazı filmler vardır, daha ilk dakikadan itibaren seyirciye bir soru bırakır. "Gerçekten ne oluyor?" Sonra film ilerledikçe cevap aramaya başlarız. Kimin doğru söylediğini, kimin sakladığını, görünenin arkasında ne olduğunu anlamaya çalışırız.
ÇOCUKLAR İÇİN PERDE
Sinema salonlarında yalnızca yetişkinlerin hikayeleri de yok. Ekim ayının ilk haftasında Unutulmuş Ada, Efsaneler Takımı: Görev İstanbul ve Robu 404 gibi animasyonlar da seyirciyle buluşuyor.
Çocuklar için yeni maceralar başlıyor.
Ama ilginç olan şu: Çocukların izlediği filmleri çoğu zaman büyükler de izliyor.
Çünkü animasyon yalnızca çocuklara ait bir tür değil. Çocukken izlediğimiz filmleri yıllar sonra yeniden açtığımızda başka şeyler görüyoruz. Eskiden yalnızca komik bulduğumuz bir karakterin aslında ne kadar yalnız olduğunu fark ediyoruz.
Bir zamanlar anlamadığımız bir cümle, yıllar sonra içimize dokunuyor.
SADECE YER DEĞİŞTİRİR
Önümüzdeki haftalarda Jane Austen'ın klasik romanından uyarlanan Aşk ve Yaşam, Balina Düşüşü ve Street Fighter gibi birbirinden farklı türlerde yapımlar da sinema salonlarına gelecek. Bir tarafta klasik bir aşk ve toplum hikayesi. Diğer tarafta hayatta kalma mücadelesi. Başka bir tarafta ise yıllardır oyun dünyasının parçası olan bir hikayenin beyazperdeye taşınması. Sinemanın güzelliği biraz da burada. Aynı ay içinde birbirinden tamamen farklı dünyalara girebiliyoruz.
YENİ HİKAYELER...
Önümüzdeki haftalarda sinema salonlarında çok farklı hikayeler olacak.
Kimi bizi korkutacak. Kimi güldürecek.
Kimi geçmişe götürecek. Kimi geleceğe.
Kimi yalnızca birkaç saatimizi dolduracak, kimi ise salonun ışıkları yandıktan sonra bile aklımızda kalacak. Ama bütün bunların içinde değişmeyen bir şey var.
Biz hala hikaye dinlemeyi seviyoruz.
Çünkü insan, binlerce yıldır aynı şeyi yapıyor. Birinin karşısına oturuyor ve onun anlattığı dünyaya kulak veriyor.
Eskiden ateşin başında. Sonra kitapların sayfalarında. Bugün ise dev bir perdenin karşısında. Belki teknoloji değişti. Ama hikayeye duyduğumuz ihtiyaç değişmedi.
Sonbahar daha yeni başlıyor. Salonların ışıkları yeniden yanıyor. Perdeler yeniden açılıyor. Ve belli ki önümüzdeki haftalarda anlatacak çok hikayemiz olacak.
