Kanada, ülkemizin yarısı kadar bir nüfusa sahip ama muazzam yer altı zenginliklerinin olduğu devasa bir yüz ölçümünü ifade ediyor: 9.984.670 km2. Yine ülkemizi referans alırsak tam 15 katı bir alandan bahsediyorum! Bir milyon gölün olduğu topraklarını sınırsız hacimde ormanların kapladığı, enerji üretiminde kendi kendine yeten zengin doğal gaz yataklarının bulunduğu bir devletten bahsediyoruz. Dünyanın en büyük onuncu ekonomisi, G7, G10 ve G20 üyesi kişi başına düşen gelirde dünya 18. insani gelişme indeksinde küresel bazda 16'ncılar.
'BUHARLAŞMIŞ HALDE'
Sonuçta, gelişmiş bir ülke. Avrupa Birliği gibi kuruluşlara ihtiyacı yok. Ancak son yıllarda Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri ile ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı. Aralarındaki 8891 kilometrelik dünyanın en uzun kara sınırının şu ana kadar kazandırdığı sosyal ve ekonomik avantajlar tersine dönecek gibi! Nitekim Kanada- ABD Serbest Ticaret Anlaşması ve içindeki Meksika'nın da olduğu Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmaları (NAFTA) için umut edilen ticari ve ekonomik bütünleşme arzuları, Trump ile beraber buharlaşmış halde. Trump, geçenlerde Ontario Gölünün adını Amerikan Gölü olarak değiştirmeyi düşündüklerini söyleyip, üstüne üstlük 'Kanada, eyalet olması gereken bir ülke, daha fazlası değil' deyince, tüm Kanada'lıların tüyleri diken diken olmuştu.
İŞBİRLİĞİ AMAÇLIYORLAR
Sonuçta, Kanada, ABD ile ilişkilerin belirsizliği karşısında stratejik arayışlara girmekte gecikmedi. Bu kapsamda, Avrupa dahil olası tüm ortaklarla ilişkilerini yeniden tanımlamak istiyor. Başbakan Mark Casey,- bu günlerde Strazburg'da Avrupa Parlamentosu genel kurulunda bir konuşma yapacak. Ardından da ekim ayı içinde Montreal'de bir Avrupa Birliği - Kanada Zirvesi düzenlenecek. Bu arada hatırlatalım, 21-23 ekim tarihleri arasında Kanada Başbakanı Mark Carney, bir Kanada Başbakanı tarafından gerçekleştirilecek ilk resmi temaslar için ülkemize gelecek. Carney, bu ziyaret için yaptığı açıklamada, Kanada-Türkiye serbest ticaret anlaşmasını imzalamayı umduklarını söyledi ve Türkiye'nin, önemli bir müttefikleri olduğundan bahisle, stratejik sektörlerde daha fazla ekonomik işbirliğini amaçladıklarını belirtti. Resmi heyetlerin savunma, güvenlik, iklim, enerji ,madencilik ve halkla ilişkiler alanlarında çeşitli protokolleri imzalamaları bekleniyor.
ÖRNEĞİ BULUNMUYOR
Tekrar Kanada-Avrupa Birliği ilişkilerinin geldiği noktaya dönersek, geçen ay Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yaptığı 'birliğin durumu' konuşmasında bu konuya da değindi ve 'Kanada ile ilişkilerimizi mümkün olan en üst düzeye çıkarmak istiyoruz. Ortaklığı acilen oluşturmamız gerekiyor. Bu nedenle Kanada'nın AB'nin ilk 'ortak üyesi' olmasının önünü açmak istiyoruz' dedi. Kanada gibi bir ülkeyi hangi oluşum içinde görmek istemez ki!? AB, hiç olmazsa İsviçre ve Norveç örneğinde olduğu gibi, Birlik ile Kanada arasında bağların kuvvetlendirilerek ekonomik ve ticari ilişkilerin maksimum olduğu bir formülü kurguluyor. Savunma, ticaret, kritik hammaddeler, enerji, nitelikli iş gücü transferi, eğitim ve güvenlik başlıkları şimdilik yeterli görülüyor. Öte yandan Avrupa'dan bu kadar uzak bir ülke için tasarlanan bu imtiyazlar nasıl formülüze edilir bilmek zor. Nihayetinde bir örneği bulunmuyor çünkü!
'HİÇ KUŞKU DUYMUYORUZ'
Kanadalılar bu handikabın farkında. Başbakan Carney, ülkesinin AB'ne üye olmayı hiç düşünmediğinin altını çiziyor. Sadece yeni ve daha derin siyasi, ekonomik ve güvenlik bağlarını inşa etmeye çalıştıklarını belirtiyor. Bir anlamda, Ursula von der Leyen'in konuşmasında olduğu gibi,' mümkün olan en kapsamlı işbirliği' peşinde... Trump'ın siyasi arenada başrolü kaptığı bir dünyada, Kanada için stratejik eylem planı bunu gerektiriyor. Bunları yazarken Ülkemizin AB serüvenini hatırlamadan edemedim! Tam üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştık. Aday ülke olarak kabul edildiğimiz Helsinki Zirvesinin tarihi ise 11 Aralık 1999 idi! 2016 yılından bu yana neredeyse katılım müzakereleri fiili olarak durmuş durumda. Gelinen noktada ilişkileri yeniden ivmelendirmenin zamanı gelmiş gibi. Aklıma sayın Cumhurbaşkanı'nın bir konuşması geliyor: 'Biz, demokrasi, adalet ve özgürlükler noktasında Kopenhag Kriterlerini, gerekirse Ankara kriterleri yapıp yine yolumuza devam ederiz' demişti. Eğer bunu gerçekleştirip, Kanada gibi zengin ve müreffeh bir ülke olursak, Avrupa Birliğinin özel davetçilerle bir an önce üye olmamız için 'etkin siyasi baskı' yapacağından hiç kuşku duymuyoruz.
