Alfred Nobel, beyin kanaması sonucu vefat ettiğinde, ertesi gün gazeteler bu haberi 'Le marchand de la mort est mort' başlığı ile vermişlerdi! Yani 'Ölüm taciri öldü...' Dinamit dahil, ömrü boyunca ortaya koyduğu pek çok buluşu, genel olarak bakılığında,insanoğlunun eline müthiş bir yıkım gücü bahşetmişti. Bu uğurda yaptığı çalışmalar esnasında ortaya çıkan patlamalarda, küçük kardeşi Emil dahil yakın çevresinden dört kişiyi kaybetti. Doğal olarak da yaşamının son yıllarında bu konuya dair sürekli bir pişmanlık içinde olduğu biliniyor.
1900'DE KURULDU
Nobel, vasiyetinde, mirasının bir enstitü himayesinde korunarak, insanlığa hizmet eden bilim insanlarına sunulmasını istedi.
Ödüller toplam dört dal için ihdas edildi: Fizik, kimya, edebiyat, tıp ya da fizyoloji. 1900 yılında, İsveç Hükümeti bu vasiyeti yerine getirecek bir vakıf kurdu: Nobel Vakfı. 1968 yılında da İsveç Bankası Alfred Nobel adına bir ekonomi ödülü vereceğini açıkladı. Böylece her sene beş dalda ödüller verilmeye başlandı. Nobel ödülleri, günümüzde bir hayli saygın konumda ve insanlığa hizmet edenleri ödüllendiriyor. Her yılın 10 aralığında, yani Alfred Nobel'in ölüm yıldönümünde, İsveç Kralının ve devletinin himayesinde, muazzam bir seromoni ile hak sahiplerine teslim ediliyor. Ödüller için değerlendirme İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından yapılıyor...
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi fizik, kimya, ekonomi; Karolinska Enstitüsü fizyoloji ya da tıp; Norveç Nobel Komitesi de edebiyat ödülünü veriyor. Bir de, Norveç Parlamentosunca İsveç Akademisi'nden seçilen beş kişilik bir kurulun verdiği barış ödülü var. Alfred Nobel, 1833'de Stockholm'de dünyaya geldi. Ailesi varlıklı idi ve çocukluğu ailesinin işleri dolayısı ile Finlandiya ve Rusya'da (St.Petersburg) geçti. İyi bir eğitim aldı. Kendi anadili dışında Fince, Rusca, İngilizce ve Almanca'yı da anadili gibi konuşabiliyordu.
Öğrenimi esnasında, Paris'te iken, bir süre dönemin ünlü kimyageri T. J. Pelouze'nin laboratuvarında çalıştı ve orada sıvı nitrogliserini keşfeden İtalyan bilim insanı Ascanio Sobrero ile tanışması ile hayatı değişti. O zamanın en büyük patlayıcısı baruttan bile güçlü tahribatı yaratabilen nitrogliserin, basınç ve sıcaklığın etkisi ile kolayca patlayabiliyordu. Bunun kontrol edilebilecek bir hale gelmesi için, onlarca yıl çalıştı ve 1864'de dinamit barutunu, 1877 ve 1879'da balistit ile dumansız barutu da keşfettiğinde, kendisinin muazzam servete kavuşmasını sağlayan bir mamülü savaş lordlarının önüne koyabilmişti. Son 150 yılda, dinamit kullanımı nedeni ile ölen binlerce insan için bir istatistik çalışması yapıldı mı bilmiyorum! Şu an itibari ile 2026 yılı fizik, kimya ve tıp ödülleri açıklandı.
Edebiyat ve barış ödülleri de birkaç güne kadar belli olacak. Henri B. Kagan (Fransız) ve Kenso Soai( Japon) isimli bilim insanları, yaşamın asimetrisine ilişkin kimyasal gizemin keşfine yönelik çalışmaları nedeni ile Nobel'in kimya dalındaki ödülüne layık görüldü. Onlar, doğanın bir molekülünün ayna görüntüsü olan versiyonunu nasıl ürettiğini açıklayabildiler. Francis Halzen (Belçika kökenli Amerikalı) ise, astrofizik kökenli yüksek enerjili nötrinoları keşfi ile ödüle uzandı. Bu keşif, uzak evrenlerdeki enerji açısından zengin nötrinolarının yakalanması ile sınırsız evrenin sınırlarını tahmin edebilmede insanlığın eline çok değerli datalar sağlayacak.
SIRADIŞI BİR ÇALIŞMA
Tıp ödülleri ise üç akademisyene verildi: Karl Deisseroth, Peter Hegemann ve Georg Nagel..
Bu bilim insanları, beyindeki sinir hücrelerinin fonksiyonlarının ışık ile kontrol edilebilmesini sağlayan sıradışı bir çalışmaya imza attılar! Alman ve Amerika kökenli bu araştırmacılar, önce tek hücreli bir alg'in ışık kaynağına doğru nasıl yüzebildiğini çözmeye çalıştılar. 2000'li yıllarda bu alg'in hücresinde, bu konu ile ilgili 'kanalrodopsin' isimli benzeri olmayan bir gen tespit ettiler. Tek hücreli alg, mavi ışıklı bir ortamdaki aydınlığa maruz kaldığında, protein içindeki bir kanalın açıldığını ve içeri dolan yüklü iyonların da bir elektrik sinyaline yol açtığını gördüler.
2005 yılında, bu proteini genetik olarak farelerden alınan sinir hücrelerine transfer ettiler.
Sonrasında da ışık kontrolü ile canlı farelerin beyinlerindeki sinir hücrelerinin aktif hale gelmesini başardılar!
Bilindiği gibi, neredeyse yüz yıldır, birçok bilim insanı beynin düşünce, duygu, davranış, rüya dahil tüm fonksiyonlarını nasıl oluşturduğu ve yönettiğine dair amansız bir araştırmaya girmiş durumda. Bu konuda bir çok gelişme oldu ancak 'kanalrodopsin' e dair bu sözünü ettiğimiz çalışmalar, beyin haritasının bilinmeyenlerini ortadan kaldıracak potansiyelde bir buluş oldu. Bu sene tıp ödülünü alan bilim insanları 'optogenetik' gibi bilim dalının da önünü açtılar. Nitekim, Nobel Tıp Komitesi Başkanı Per Svenningsson, ödülünün kime verildiğini açıkladığı basın toplantısında, 'Optogenetik', bir zamanlar sadece hayalini kurabileceğimiz bir şekilde beynin haritasını çıkarma fırsatını gerçeğe dönüştürmekte vurgusunu yaptı.
