Minik bir İtalya seyahatinden sonra İzmir'ime geliverdim, (İstanbul'da kalmam gerekirken). Hemen Aysel'imi (Uysaler) alıp Reyhan'a geçiverdim. Ayselimle bol bol sohbet edebildik. Sabah fırlayıp gazetemiz Yeni Asır'da aldım solugu. Dönüşte hem bir dolaşayım hem azıcık ev alışverişi yaparım düşüncesi ile "Sevgi Yolu" hattından yürüyüşü seçtim. Neşeli yurüyüş, maalesef çamurlardan kurtulmanın bir ustalık bile olamayacağı sokaklara geldim. Geçti iseniz siz de tatmışınızdır diyebileceğim o çok kötü, çok ilkel yollara... Aylardır nasıl bitemediği anlaşılamayacak yollara... Hiç mi hiç yakışmıyor bu kadar heyecanla döndüğüm İzmir'e.Hiçbir yazımda, konuşmamda negatif bir mevzudan bahsetmesini sevmediğimden bu konuyu kapatıp akşam gittiğim bir mekanı uzun uzun anlatmak istedim. "Leman Kültür "...
Çok sevdiğim İzmir'de belli adresler dışında (Kordon'un ve Karşıyaka'nın klasik mekanları bir de bir, iki pastane kafe sayılabilir) hafta arası 2 veya 3 masadan fazla dolduğu pek görülmemiştir. Hani hem iyi hem ehven fiyatlar, hem iyi bir kitle, hem güleryüz, hem cok orijinal bir mönü, hem yürüyerek, hem arabayla gidebileceğiniz, dekoru, iyi servisi ile pırıl pırıl bir mekan keşfettiğime çok mutlu oldum. Bunu da sizinle paylaşmak istedim.
2 TANE DAHA AÇILACAK
Akşamüstü 'Radika'da Filiz ile gülüşürken orada vazifeli kızlarımızdan birinin nişanlısının getirdiği "Waffel"dan Beki ile bir parça tattık ki yıkılıyor... Nereden aldığını sorunca İbrahim, çalıştığı mekana ait olduğunu ve de çok özel bir yer olduğunu söyleyince bir koşuda Kıbrıs Şehitleri'nin en sonunda "Leman Kültür"de buluverdim kendimi.
Gençler kadar orta yaşlıların da hoşlanacağı 'Leman' dergisinden esprili karikatürlerle süslü, çok sade ve çok renkli bir mekanda buluverdim kendimi. Açık ve kapalı bölümü full idi. Bistro'nun müdürü Muammer ile tanıştım. Patronları gibi hava sevmeyen, çok samimi bir genç. İlkinin İstanbul'da açıldığını öğrendiğim 'Leman'ın, Bahçeli'deki merkez olmak üzere 2 tane ve de ardından Cemal, Kemal Şentürk kardeşlere franchaise vererek, Eskişehir, Bursa, Antalya derken İzmir... İzmir'den o kadar memnun kalınmış ki Bornova ve Karşıyaka'da kardeşleri açılıyor.
Mekanda en hoşuma giden şey gelenlerin kalitesi. Belli ki gözlerimize renk katan sade kişiler burada. Hani süslenip gecenin bir vakti bağıra çağıra gelen, gecede 4 kapı yapıp kahkahalar atıp neşeli görünmeye çalışan kızlarımızdan, misafirleri veya bir büyüğü gelince ayağa kalkmayı düşünmeyen, valelere anahtar fırlatan fit giyimli, suni gençlerimizin rağbet ettiği bir yer değil.
ORİJİNAL YEMEKLER
Müzik çok iyi, ağzına kadar dolu bistro'da kimse kimsenin masasına bakmıyor bile. Kaç kapasiteli bir yer olduğunu merak ettim. 400'müş. Mutfak personelinin 18 kişiden oluştuğu mekanın toplam personeli 50 kişi imiş. Renkli kahvaltı menüsü dışında inanılmaz öğlen ve akşam yemek çeşitleri mevcut. sabah 8'den geç saatlere kadar sürüyor. Giderseniz mutlak bara uğrayın, küçük dev adam Serkan'la tanışın. ya resminizle bezenmiş kapuçinonuzu ya da inanılmaz gürünüşlerdeki kokteyllerden tadın.
Hani İzmir'de böyle bir konseptin oluşu beni heyecanlandırdığı için size bir röportaj niteliğinde uzun uzun bahsetme luzumunu hissettim.
Bitirirken biraz mönüden bahsedeyim. Ekmek arası çorba, bezgin Bekir köftesi, kolbastı külbastı, ev kültürlü makarna, Şengül Abla'nın parmesan soslu bifteği, pantalon tatlısı, Leman muşmula gibi 150 çeşit yemek... Afiyet olsun dermişim..
Trilye, artık dünya basınında
Bu arada birkaç saatliğine gidip geldiğim Ankara'da tabii ki tek uğradığım yer geçen yıl da size bahsettiğim ve çok zarif sahipleri ile yaptığım sohbeti naklettiğim 'Trilye balık restoranı' oldu. Sadece Ankara'nın değil bence Türkiye'nin başa güreşen balık imparatorluğu şu anda dünya basınında... New York Times, Trilye'yi haber yapmış sayfalarında... Hem de şu sözlerle:
"Ankara'da yer alan bu mekanda, restoranın sahibi Süreyya Üzmez, çoğu akşam siyasetin önde gelen kişilerinden oluşan bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Sayın Üzmez, restoran açmak için emekliliğe ayrılmadan önce, uzun yıllar boyunca subaylara verilen ziyafetlerin altına imzasını atmış. Türk usulü meze porsiyonları yerini, kaya tuzu içerisinde pişirilmiş balık gibi birçok deniz ürününe bırakıyor."
Helal olsun dedim bu çok değerli çifte. geç bile kaldı bence dünya basını. Çünkü kalburüstü Türk kişi ve ailelerinin yanısıra dış ülkelerden gelen devlet adamları ve aileleri bu mekanın abonesi yıllardır. Böyle bir balık restoranı, balık butiği, balık kompleksi görmedim. Tüm bu özelliklere nefis bir servis, muhteşem bir dekor ve de görgünün üstünde bir kültürde hanım ile beyi eklenirse bilmem bu sözlerin daha da üzerini hak etmiyor mu Trilye?
Bu mekanın değerli sahibi 1958 doğumlu Süreyya Üzmez hanımı ile vazifeli olarak gittiği Malezya'da ilk restoranını açtı, ardından dünya çapında bir çok yemek organizasyonu yaptı. Tüm dünyada yemek kültürünü gerek pratik gerekse okuyarak geliştiren Üzmez 2001 de Ankara'da kendine ait imparatorluğunu kurmaya karar verdi.
Bu arada hangi balığın nereden çıkıp kilometrelerce yol alıp nerede yumurtladığını, hangi balığın ne zaman nasıl yenebileceğini, deniz ürünleri ile ilgili her ama her şeyi bu şık restoranda servis anında öğnenebiliyorsunuz. Ülkemiz ve kendi adıma çok mutlu oldum.
