Kadına "öldüresiye" şiddet, bu toplumun yarası... Hemen her gün, bir kadının ya da genç bir kızın, öldürüldüğü, tecavüz edildiği haberleriyle başbaşa kalıyoruz.
Sadece bu da değil...
Kadını aşağılayan, "cinsel obje" olarak gören anlayışın marifetleri de gün geçtikçe artıyor.
Bu yüzden...
Amansız, topyekün bir saldırı var.
Erkekler gözü kan bürümüş vaziyette, yanlarında bıçak, tabanca, kezzap taşıyor.
Polis, dayak yiyen kadınları koruyamıyor.
Belediyeler, erkekten korumak için, sürekli kadın sığınma evleri açıyor.
İşin özü budur...
***
Bu konunun, derinliğine inebilmek, doğru saptamalara ulaşabilmek için, toplumsal gelişimin ana temalarına dokunmak, insana saygı ve hassasiyeti sorgulamak gerekir.
Yani, geçmişten bugüne toplumu nasıl gördüğümüzle yakından ilgili bir süreç bu...
Tabii... Gerçekçi, objektif ve cesur bir bakışla...
Bu nedenle, bir kimliğimiz olduğu gerçeğini kenara bırakıp, şiddete yol açan davranış biçimlerini ortaya koymalıyız.
***
Bildiğiniz gibi, biz erkekler, kendimizi eleştirmeyi pek sevmeyiz. Empati yapmaz, karşı tarafın fikirlerine aldırış etmeyiz.
Bizim için varsa yoksa, dediğimizin olmasıdır. Yoksa sertliğe başvurur, içimizdeki canavarı ortaya çıkarırız.
Toplumca öyle yetiştik, yetiştirildik.
Bir kız bizi sevmezse, önce şiddete başvurur, sonuç alamazsak, öldürürüz.
Tecavüz etmek de, reddetmeyi kabul etmeyen ruhumuza iyi gelen sapık bir davranış biçimidir (!).
Hem de hunharca, sonra "Pişmanım" naraları ata ata...
***
Bugün gördüğü şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınların sayısı, gittikçe artıyor toplumumuzda...
Önceki gün, aşkına karşılık vermedi diye üniversitede okuyan genç bir kızın, kahpece öldürülmesi de bunun acı bir örneğidir.
Peki kadından şiddet görüp hayatını kaybeden erkek var mı?
Var belki ama bir elin parmakları kadar az...
Sonuçta, şiddet bu toplumda, kadından yana parlatıyor silahını...
Bu yüzden sözle, fikirle, empatiyle, bilgiyle, zekayla kadını ele geçiremeyen, etkileyemeyen erkek, şiddete başvuruyor ve karşı cinsi ortadan kaldırmayı kendinde hak görüyor.
***
Bu tablonun tersine işlemesi için, yargının artık eğitici ve caydırıcı kararlarla kendini göstermesi gerek...
Yani sıradan ve ataerkil toplumun beklediği bir tarzda değil...
Bu öyle olmalı ki erkek artık kafasını şiddete değil, fikri mücadeleye vermeli...
Bunun çarpıcı bir örneği var; yani aylar süren Ayşe Paşalı davasında, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kadına şiddeti tersine çeviren kararı...
Dedi ki mahkeme, kadına şiddet uygularsan, hayatını hapiste geçirirsin, hücrede ölürsün.
Hatırlarsanız, Ayşe Paşalı, kocasının yıllarca şiddetine maruz kalmış, polise gittiği halde, korunamamış ve alçakça yine kocası tarafından öldürülmüştü.
Mahkeme örnek bir karar verdi bu kez... Cani ruhlu adam, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu.
Umarım, biz erkeklere önemli bir uyarı olur bu tarihi karar...
***
Sevgili Can Dündar, konuyla ilgili en çarpıcı yazıyı köşesine taşımış önceki gün... Dündar yazısında erkekleri kendileriyle yüzleşmeye çağırıyor ve diyor ki:
"5 duruşmadır mahkeme önünde 'Şiddete hayır' diye bayrak açan kadınlar arasında neden bir tek erkek yoktu?
Erkekler bu kanlı düğünün 'oğlan tarafı' mı?
Aynı 'eril şiddet'ten onlar da şikayetçi değil mi?
'Erkektir; sever de döver de' inancı, sopa zoruyla hükmeden bu 'erkek iktidarı' onları da ezmiyor mu, utandırmıyor mu?"
***
Utandırıyor Can Dündar, hem de nasıl... İşte bu yazı da, onun iç dökümü...
Zira biz erkek milleti olarak, "şiddetin kadını ve erkeği yoktur" gibi ucuz söylemlerle kurtaramayız paçayı...
Öncelikle kadına, fikirlerine, yaşam tarzına saygı duymakla başlamalıyız şiddetle mücadeleye...
GÜNÜN SÖZÜ
Kıskançlık, ruhun sarılığıdır.
John Dryden
İki güzel mesaj
Benim kalburabastı yazımı okuyan okurlarım, hem üzülmüş ama hem de "Merak etme, biz daha ölmedik" mesajını göndermişler bana...
Umut verici ilk mesaj, muhabir arkadaşım Fatih'in annesi Meliha Şendil'den geldi:
"Hürol bey, ben her özel günde kalburabastı yaparım. Hem de küllü suyla yaparım, çok da güzel olur. Bu benim için vazgeçilmez bir gelenektir" sözleriyle...
Benzer bir mesaj da, yine Fatih'in bir büyüğünden... Bu kez kayınvalidesinden...
Yani tatlı bir rekabet var bu işte...
Serpil Gönlügür, "Bizde bayram kalburabastı yenmeden geçmez. Çok da iyi yaparım" uyarısıyla...
Her iki okuruma da teşekkürler... Onların emekleriyle, artık torunları kalburabastı yiyor. Bu da, bu Ege lezzetinin geleceğe taşınması gerek...
O zaman bu lezzetin geleceğinden korkmamak gerek...
Şimdi sıra "Şekerpare"ye geldi.
Karakol...
Bir yazımda, şunu belirttiğimi hatırlıyorum; "Ekranda şu an Arka Sokaklar ve Behzat Ç adlı poliye diziler var, hayranları da... Bir üçüncü polisiye dizi izlenir mi bilemem. Bu iki dizinin benzeri olursa, şansı olmaz, aykırı olursa belki."
Show TV'de ekrana gelen Karakol, "belki"yi aştı, hatta sınırı taştı. Türk televizyonlarında şu ana kadar hiç işlenmeyen bir tarzla, "şiddetsever", rüşvetçi, alçak, dolandırıcı ve kahpe bir polis kimliğini izleyiciyle tanıştırdı.
***
Adam resmen sapık; benzerleri sadece Amerikan filmlerinde görülecek kadar hem de...
Ancak asıl soru şu; toplum böyle bir diziyi kaldırabilir mi? Bence, bir iki bölüm sonra tartışmalar başlar...
Zira, Komiser Reşat, Başkomiser Behzat Ç'yi mumla aratır vaziyette...
Yani, bir komiser ancak böyle şerefsiz olur!
***
Dizi, ilk bölümde olmasına karşın reyting ölçümlerinde iyi durumda, yani ilk üç sırada...
Bizim şiddetle uyutulan toplum, şimdilik beğenmiş görünüyor sapık komiseri...
Haydi bakalım, rastgele.
Güzel işbirliği
Televizyonun gözden kaçan, reklamı fazla yapılmayan, keyifli bir dizisi var; TRT 1'de ekrana gelen Leyla ile Mecnun...
Dizinin kahramanları, geçen hafta Behzat Ç'nin cinayet soruşturmasına hedef oldular!
Diziye farklı bir renk geldi bir an...
Bir da baktım, geçen akşam da Behzat Ç, onların dizi konuğu... Yine o bildik, astığı astık kestiği kestik tavırlarıyla...
Bence iki farklı kanalda, güzel bir işbirliği...
Bu tür ara nağmelerle, diziler başka bir renge bürünüyor.
