• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Değer görmediğin yerde ısrar etme

AYSUN METE

Değer görmediğin yerde ısrar etme

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 17 Ocak 2026

Birine üç kez çay verdiniz. Ne bir teşekkür geldi ne bir karşılık. Dördüncü çayı verirken hâlâ "belki fark etmemiştir" diyorsanız, mesele çay değildir inanın. Mesele, görülmemektir. Bunu geç fark ettim. Uzun süre iyi niyetin kendini anlatacağına inandım. İnsanlara değer vermenin, bir yerden sonra karşılık bulacağını düşündüm. Çünkü bana öyle öğretilmişti. İyilik yap denize at derdi babam hep. Emek ver, sabret, idare et; bir gün anlaşılır. O gün çoğu zaman hiç gelmiyor aslında. Bazı insanlar için verilen emek görünmez oluyor. Kötü oldukları için değil; farkında olmadıkları için. Ama farkında olmayan birine değer öğretmeye çalışmak, çoğu zaman kendini tüketmek oluyor.

SESSİZ ÖFKE
Bir yerde şunu fark ediyorsunuz: Siz harcadıkça bitmiyor sanıyorsunuz ama aslında eksilen sizsiniz. İlginiz, zamanınız, sabrınız... Geri dönüşü olmayan bir yere yatırım yapıyorsunuz. Bu başta bir cömertlik gibi başlıyor. "Ben böyleyim" diyorsunuz. Sonra yorgunluk başlıyor. En sonunda da sessiz bir öfkeye dönüşüyor. Kimseye yöneltemediğiniz, içinize doğru akan bir öfke. Bizde bir söz vardır: "İyilik eden iyilik bulur." Ne kadar tanıdık ne kadar güven verici... Ama kimse şunu eklemez: her yerde değil. İyilik, karşısında onu tanıyacak bir bilinç varsa anlam kazanır. Aksi hâlde iyilik, bir alışkanlığa; alışkanlık da bir beklentiye dönüşür. Ve beklenti karşılıksız kaldığında, insan en çok kendine kırılır. Bunu çoğumuz yaşamışızdır. En azından ben yaşadım. Mesela aile içinde sürekli çırpınıp durur, emek veririz; işlerimizi, zamanımızı, sevgimizi harcarız. Ama sonra birisi, belki de farkında olmadan, "tabii yapacaksın, bu senin görevin!" der. O anda yapılan her şeyin geri alınmış gibi geldiğini hissedersiniz. Iyilik değerini kaybetmiş gibi hisseder. İngilizcede bunun en güzel karşılığı "appreciate" kelimesi. Sadece "teşekkür etmek" değil, bir emeğin, bir jestin, bir çabanın değerini görmek, anlamak, kıymetini bilmek anlamına geliyor. İngilizler için "appreciate" bir davranışın veya bir insanın fark edilmesini sağlamak demek; basit bir teşekkürden öte, bir bilincin varlığını kabul etmek. Ve gerçek değer orada ortaya çıkıyor: Yapılan iyiliğin, fark edilen ve takdir edilen bir karşılığı varsa, o iyilik ruhsal olarak da güç kazanıyor. Aksi hâlde, yapılan her şey bir boşluğa düşer çünkü hem veren hem alan eksilmiş gibi hisseder. Bunu sadece ilişkilerde yaşamıyoruz. İşte de benzeri var. Bir toplantıda sürekli fikri sorulan ama adı anılmayan bir kişi mutlaka olur. Emeği görünmez, katkısı da sürekli normalleştirilir. İlk başta o da bunu kabul eder, "olsun" der. Sonra alışır duruma. En sonunda neden yorgunluktan bitap düştüğünü kendi bile anlayamaz. Çünkü alkış beklemiyordur; sadece fark edilmek istemektedir. İnsan bazen büyük övgüler değil, küçük bir "gördüm" ister.

ANLAŞILMAK
Ben de bunu yaptım. Sessizce kırılıp devam ettim. "Anlaşılırım" diye sustum. Biraz daha verirsem fark edilir sandım. Olmadı. Terazi burcuyum ben. Adalete fazlasıyla önem veririm. Dengeden söz ederken sadece haklı-haksız meselesini değil; alıp verme dengesini de kastediyorum. Bir ilişkide, bir işte, bir dostlukta denge bozulduğunda içimde bir yer rahatsız olur. Uzun süre yok sayabilirim o rahatsızlığı ama geçmez. Çünkü adalet duygusu bastırıldıkça susmaz; daha ince yerlerden sızar. Avrupa'da uzun süre dikkatimi çeken bir şey oldu. İnsanlar daha mesafeli olabilir ama mesafe, ilgisizlik değildir. Birine sürekli vermek değil; dozunda ve karşılıklı vermek esastır. Fazla fedakârlık, erdem sayılmaz. Aksine, sınır ihlali olarak görülür. Orada birine "hayır" demek ayıp değildir; kendine "evet" demektir. Bizdeyse çoğu zaman hayır demek, nankörlükle karıştırılıyor maalesef. Haksızlık her zaman büyük olaylarla gelmiyor. Bazen küçük bir teşekkürün gelmemesiyle başlıyor. Küçük bir geri dönüşün hiç olmamasıyla. Ve siz bunları görmezden geldikçe, o haksızlık büyüyor. Normalleşiyor. Hatta bir süre sonra sizin sorumluluğunuz gibi hissettirmeye başlıyor. "Ben mi fazla bekledim?", "Ben mi yanlış anladım?" soruları dolaşıma giriyor. İşte tam orada, insan kendi değerini tartışmaya açıyor. En tehlikelisi de bu.

DÜRÜST OLMAK
Bir de şu var: Haksızlığı görmek rahatlatıcı bir şey değil. Aksine zor. Çünkü gördüğünüz anda devam edemezsiniz. Artık bilerek susamaz, bilerek veremezsiniz. Görmek, insanı bir kararın eşiğine getirir. Ya kalıp kendinizden eksilteceksiniz ya da durup kendinize sahip çıkacaksınız. Değerinizi anlatmak zorunda kaldığınız yerde zaten bir şeyler eksiktir. Çünkü değer, açıklanarak değil; fark edilerek yaşanır. Sürekli anlatıyorsanız, karşınızdaki ya duymuyordur ya da duymak işine gelmiyordur. İki ihtimal de sizi yorar. İkisi de aynı yere çıkar. Nietzsche'nin bir cümlesi var: "Kendini küçülten, sonunda küçümsenmeyi öğretir." Bunu ilk okuduğumda sert gelmişti. Sonra düşündüm. Sürekli alttan aldığımızda, sürekli idare ettiğimizde, aslında karşımızdakine bir ders veriyoruz: "Beni böyle kullanabilirsin." Kimse bilerek değersizleştirilmek istemez; ama farkında olmadan buna alan açabilir. Bir noktadan sonra durmak gerekir. Kişisel gelişim çoğu zaman daha çok vermek, daha anlayışlı olmak, daha sabırlı olmak gibi anlatılıyor. Oysa gerçek gelişim bazen tam tersi. Daha az vermek. Daha erken fark etmek. Ve en önemlisi, geç kalmadan durabilmek. Çünkü insan her şeye yettiğini sandığı yerde değil, yetmediğini kabul ettiği yerde olgunlaşıyor. Daha az vermek değil; doğru yere vermek. Bu bir intikam değil. Bir cezalandırma hiç değil. Bu, kendimize karşı dürüst olma hâli. Kendi sınırımızı fark etmek, kimseye kapı çarpmadan da mümkün. Bazen en net sınır, sessizce geri çekilmektir. Şunu çok net söyleyebilirim: Değer bilmeyen insanlar sizi "birden" tüketmez. Yavaş yavaş yapar. Siz fark edene kadar çoktan alışmış olurlar. Çünkü siz verirken, onlar almayı öğrenir. O yüzden lütfen fark edin. Geri dönüşü olmayan yere harcamayın kendinizi ve enerjinizi. Sizi görmeyene daha fazla görünmeye çalışmayın. Bu bencillik değil. Bu, kendinizi korumak. Ve bazen hayatta en adil karar, bir şey yapmayı bırakmaktır. Bir başka söz daha var, eskiden beri söylenir: "Kıymet, bilene verilir." Ne kadar basit, ne kadar doğru. Ama uygulaması en zor olanlardan. Çünkü kıymeti yanlış yerde harcamak, insanın en çok alıştığı hatalardan biri. Ve alışkanlıklar, en geç fark edilen yorgunluklardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.