ABD/İsrail'in İran'a saldırmasıyla Orta Doğu jeopolitiği kökten değişirken, Türkiye'nin stratejik konumunun önemli ölçüde arttırdığı kabul ediliyor.
ABD'nin koruyamadığı Körfez ülkeleri, Katil Netenyahu-İsrail'in kalleşçe topraklarını genişletme çabaları, Hürmüz boğazının kapatılmasıyla enerji ve ticaret denklemlerinin bozulduğu, bölgesel güvenlik ihtiyaçlarının zirve yaptığı bu dönemde Türkiye, hem bir istikrar adası hem de enerji-küresel koridor olarak öne çıkmaktadır. İran savaşı sonrası Türkiye'nin artan stratejik konumunun temel YENİ unsurlarına bakalım.
TİCARET KORİDORLARI
Bölgedeki çatışmalar nedeniyle deniz yollarına (Özellikle Hürmüz Boğazı ve Babümendep-Kızıldeniz) olan bağımlılığın riskli hale gelmesi, Türkiye üzerinden geçen kara, demiryolları ve boru hattı güzergahlarını (Orta Koridor-Zengezur ve Türkiye-Irak Kalkınma Yolu-Körfez ülkeleri-Ürdün-Suriye -Türkiye güzergahını) daha hayati hale getirdi. Bu stratejik konumla ilgili Dışişleri Bakanı Fidan derin bilgiler verdi. Fidan, Başkan Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı ve Katar Emiri'nin olduğu bir ortamda, Katar'ın ürettiği (Körfez ülkelerinin) doğal gazın Suudi Arabistan üzerinden Türkiye'ye gelip oradan uluslararası pazarlara çıkması projesinin gündeme geldiğini, bu projenin hayata geçmesi halinde bunun bölgeye ciddi bir etki oluşturacağını söyledi. Fidan, Kalkınma Yolu hakkında hedefi açıklayarak, "(Proje) Bu, Körfez'den Faw Limanı'nın olduğu yerden Türkiye'ye direkt demir yolu hattı, doğal gaz ve petrol boru hattı ve fiber hatlaının olacağı bir altyapıyı içermekte. Bu Irak ve bölgeye de örnek gösterecek bir proje. Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum" dedi.
Fidan, bu türden projeler hayata geçtiği zaman Hürmüz Boğazı'nın öneminde stratejik olarak belli yüzdeler şeklinde eksiltme olacağının altını çizerek şunları kaydetti:
"Ülkeler İran savaşından ders çıkardılar. Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türkiye'nin burada ciddi rolleri olacak."
ENERJİ TESİSLERİ VURULDU
Evet. Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt'te enerji tesisleri vuruldu. Yeni rotalarda Türkiye merkez ülke konumunda bulunuyor. Türkiye, enerjide merkez ülke konumuyla Irak, Türkmenistan, Katar'la petrol ve gaz hatları kurabilir. Irak hattı: "Silopi'den Ceyhan'a 650 kilometrelik iki boru hattı var. Irak, Basra'da, güneyde ürettiği petrolü, ara boru hattını tamamlayıp Kerkük'e bağlayabilir ve devamında Basra'dan Silopi'ye uzanan günlük 1.5 milyon varil kapasiteli Kerkük-Silopi hattı stratejık konuma geliyor. Türkiye ve Azerbaycan Türkmen gazını, Hazar geçişli boru hattıyla Azerbaycan'a, oradan da Türkiye'ye getirme planı hız kazandı. Katar'ın doğalgaz ihracatı LNG ile yani sıvılaştırılmış şekilde sürüyordu. Bugün Hürmüz Boğazı'ndan uluslararası pazarlara çıkamıyorlar. 2.200 kilometrelik bir hat YENİ ROTA olarak devreye girebilir. Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye'den direkt Türkiye'ye gelecek bir hat. Kilis'ten veya Irak üzerinden de bağlanabilir bu hat. Somali, Libya'da sismik çalışmalar başladı. Hem bu ülkeler kazanacak hem de Türkiye çeşitlendirilmiş temine yönelecek. Rusya Anapa'dan Kıyıköy'e gelen 'Türk Akım Boru Hattı özellikle Macaristan ve Sırbistan için de çok hassas.
ARABULUCULUK ROLÜ
Başkan Erdoğan, dünyanın en tecrübeli 4 liderinden birisi. Türkiye, çatışmanın yayılmasını engellemeye çalışan ve aktif diplomasi yürüten kilit bir aktör olarak konumlanmış durumda. Batı ile Asya ve Afrika ülkeleri arasındaki krizlerde güvenilir bir arabulucu. İletişim kanalı olma kapasitesi artarken, yeni düzenin inşasında güçlü bir bölgesel güç konumuyla etkisini göstermektedir. Türkiye'nin yerli savunma sanayii üretimi ve ihracat kapasitesi, bölgesel güvenlik ihtiyaçlarıyla birlikte yeni ihracat ve işbirliği imkanları doğurdu. Türkiye'nin caydırıcılığı ve kendi güvenliğini üretebilen bir aktör olması, jeopolitik bir sigorta işlevi görüyor.
GÜVENLİK MİMARİSİ
Bakan Fidan, Körfez ülkeleriyle güvenlik mimarisinin yeniden sağlanması konusunda şöyle konuştu:
"İki tane husus; birincisi genel güvenlik mimarisi, bir de ülkelerin, ülke güvenlik kapasitelerinin artırılması meselesi. Genel güvenlik mimarisine baktığımız zaman böyle bir konuya ihtiyacın olduğunu biz Türkiye olarak hatırlarsanız son iki yıldır giderek artan bir şekilde daha yapısallaştırılmış bir formülasyonla dile getirmeye başladık." Bölgedeki sorunların temel kaynağında ülkelerin birbirine güvensizliklerinin yer aldığını belirten Fidan, "Bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman birbirinizden emin olursunuz" diye konuştu. Fidan, bölgede güvenin sağlanmasıyla ticari diğer projelerin yapılabileceğini söyleyerek, "Biz bunu gördüğümüz için bölgenin de güçlü bir ülkesi olarak, aslında bu dili Başkan Erdoğan bütün liderlerle paylaştı" ifadesini kullandı. Tam bu gündemin ilerletilmeye başladığı dönemde ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti: "Bu aslında bir bölünmeyi beraberinde getirirken, diğer taraftan aslında bizim ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Ben savaş sonrası dönemde aslında bu sorunun da temelli olarak çözülmesini diliyorum ve buna yönelik çalışmaya devam edeceğiz. İran'ı da kapsayacak bir şekilde her türlü çözümün bir parçası da İran olmak zorunda."
Fidan, Körfez ülkelerinin güvenlik durumuna ilişkin "Bu şok 2-3 yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok Körfez'de özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran'ın bu türden saldırıları yoktu. Bu 3 sene öncesinden başlayan bir sorun. Atılan roketlerin vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri, açıkçası bir arayışa itti" dedi. Fidan, "Türkiye ile de bu alanda da iş birlikleri o dönem çok artmıştı. Özellikle savunma sanayinde, firmalarımızda, savunma sanayi şirketlerimizde, başta vakıf şirketlerimiz olmak üzere, SİHA, Baykar'ın orada çok fazla işi oldu. Körfez'de, TUSAŞ'ın oldu. Birdenbire Türk savunma sanayinin ne kadar önemli olduğunu anladılar" diye konuştu. Fidan bölge ülkelerinin savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha da ilerletilmesini arzu ettiklerini dile getirdiğini belirterek, "Bunu daha yapısal bir şekilde bizim götürmemiz gerekiyor. Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor. Ülkelerin birbirlerinden emin olması için bu paktın kurulması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
BÖLGESEL GÜÇ DENGESİ
Türkiye, Levant (Suriye/Lübnan) bölgesinde istikrar sağlayıcı, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden ise Orta Asya'da etki alanını genişleten bir aktör konumdadır. Yeni dünya düzeni inşa edilirken, Suudi Arabistan'ın Pakistan ile savunma ittifakı, Türkiye'nin de katılımı ile tarih bir güç dengesi olarak, müslüman ülkelere örnek olmaya adaydır. İran savaşı körfez ülkelerinin konumunu sarstı. Bölgedeki yüksek risk algısı karşısında İstanbul, Körfez sermayesi için güvenli bir sığınak olarak öne çıkmaktadır. TÜRKİYE, DÜNYANIN EN TECRÜBELİ LİDERİ BAŞKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN YÖNETİMİNDE 21. YÜZYILIN BİR KUTUP BAŞI OLMA YOLUNDA EMİN ADIMLARLA İLERLEMEKTEDİR.
