Bir türlü çözülemeyen işsizlik sorunu son yıllarda kronik hale gelmişti, bugünlerde de krizin etkisiyle derinleşiyor. Temel makroekonomik parametrelerin yüksek olması bazen önemli olmayabilir, çünkü etkin önlemler ile makul düzeylere çekilebilir. Örneğin geçen on yılda Latin Amerika ülkeleri "hiperenflasyon" ile boğuşuyordu. İstikrar programlarını kararlılıkla uygulayarak bu dertten kurtuldular. Dolayısıyla, ekonomi yönetimleri için önemli olan temel göstergenin kronikleşmesi ve üzerinde ataletin oluşmasıdır. Hatırlayın, biz çok daha düşük enflasyona sahip olmamıza rağmen enflasyon derdinden Latin Amerika ülkelerinden sonra kurtulabildik.
Ne yazık ki, işsizlik sorunu her geçen gün çözümü zorlaşan bir hal alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) dün Kasım ayı istihdam verilerini yayımladı. Son rakamlar hem geçen aya hem de geçen yıla göre sıçrama olduğunu gösteriyor. Türkiye geneli işsizlik oranı yüzde 13'den yüzde 13.1'e çıkmış. Geçen yılın aynı döneminde 12.6 idi.
İşsizlik oranı oldukça yüksek... Krizden hangi boyutta etkilendiğimizi net bir şekilde ortaya koyuyor. Detayları ise sorunun kronikleştiğini ve aynı zamanda derinleştiğini kanıtlıyor.
GENÇ NÜFUS İŞSİZ!
- Kentsel kesimde işsizlik daha hızlı yükselmekte. 2008 yılında kentsel kesimde işsizlik oranı yüzde 14.3 seviyesinde idi. Ancak 2009 yılında bu oran yüzde 15.3'e çıktı. Kentsel kesimde işsiz sayısındaki artış oranı yaklaşık yüzde 7.
- Kırsal kesimde ise tam tersi tabloyu gözlemliyoruz. 2008 yılında yüzde 9.1 olan işsizlik geçen yıl yüzde 8.7'ye düşmüş. Sonuçta kırsal kesimdeki işsizlik yüzde 4 civarında geriledi. Tabii, kırsal kesim istihdam rakamlarının "aile işçisi" statüsü de göz önünde bulundurularak oluşturulduğunu da hatırlamamızda fayda var. Daha açık bir ifadeyle, bir evde kaç kişi varsa 15 yaş üzeri, aile işçisi adı altında istihdam edildiği varsayılıyor.
- İki veriyi birleştirdiğimizde Türkiye genelinde işsizlik oranının daha fazla artmasını kırsal kesimdeki istihdamın engellediğini net bir şekilde izleyebiliyoruz.
- İstihdam sorununun belki de en vahim boyutu genç nüfustaki işsizlik oranı. 2009 yılında genç nüfusun yüzde 24.4'ü işsiz kalmış. Yani, 4 gençten 1'sinin işi yok. Zaten, bu acı gerçeği öğrencilerimizden anlayabiliyoruz. Son sınıflara geldikçe kendilerini derslere veremiyorlar. Hep akılları başka yerde oluyor. Sohbet ettiğimizde aynı şeyleri söylüyorlar: "Hocam mezun olunca biz ne yapacağız? Geçen sene mezunlardan sadece birkaç kişi iş bulabilmiş." Böyle bir karamsarlık içindeler. Eskiden mezuniyet heyecanı sarardı öğrencileri, şimdi ise mezun olma paniği yaşıyorlar, iş sorunu yüzünden.
- Yukarıda özetlediğimiz gerçeği su üzerine çıkaran bir veri de işsizlerin eğitim düzeyi. Bugün itibarıyla iş arayanların yüzde 56.5'i lise altı eğitime sahip kişiler. Bu durumda, işsizlerin neredeyse yarısının lise üstü eğitim almış kişilerden oluştuğunu vurgulasak yanlış olmaz.
YANLIŞ POLİTİKALAR!
Buralara nasıl geldiğimiz sorusunun birkaç temel yanıtı var: Birincisi, ekonomik faaliyetlerin yapısına paralel olmayan eğitim sisteminin uygulanması. Her şeyde olduğu gibi eğitim sistemini de "politize" ettiğimiz için, ihtiyaca göre vasıflı işgücü yaratacak eğitim verilmiyor. Ekonominin iç dinamiklerine uygun "meslek ihtiyaç haritası" yapılarak meslek liseleri ve üniversiteler bölüm ve kontenjanına göre yeniden yapılandırılması gerekiyor.
İkinci temel neden, yanlış iktisadi politika uygulamaları. Hükümetler ve ekonomi yönetimleri ekonominin ve demografik özelliklerin gerçeklerini hiçe sayan politikalara başvurdular. Tarım hayvancılık gibi temel sektörlerimizi öldürdüğümüz gibi, ihracatçısı olduğumuz bazı ürünleri ithal eder hale geldik.
Üçüncüsü ise, yanlış özelleştirme politikaları. 1980'lerde sosyal devlet ilkesine uymayan tamamen "ticari bakış açısı" ile yapılan özelleştirmeler ekonomik faaliyetlerin ülke genelinden çıkıp belli bölgelerde toplanmasına neden oldu. Bu yüzden iktisadi anlamda seçeneği kalmayanlar İstanbul, Ankara ve İzmir'e göç zorunda kaldılar. Haklı olarak...
Türkiye'de işgücü sorununu sadece işsizlik cephesinden ele almamak lazım. Madalyonun bir de diğer yüzü var. Yani istihdam edilenlerin sorunları. Çalışanların bir kısmı sosyal güvenceden yoksunlar ve insani geçim standartlarının çok altında ücret alıyorlar. Yani, çalışsa bile geçinmekte zorlanıyor. Üstelik, bu kişiler biraz ücretlerinden yakınsalar "Utanmıyor musun, sus işin var, bu işi yapmak için binlerce kişi kapıda bekliyor" diyerek mahcup etmeye çalışılıyor.
Bir ekonomik sorunun çözümü için önce o sorunun varlığının kabul edilmesi gerekiyor. Daha biz buraya gelmedik bile... Borsa yükseliyor, bankalarımız iyi durumda ben halen bu basit ve önemsiz(!) sorunu dile getiriyorum.
