Korku filmi izler gibi uzun süredir FED'in ne zaman ve hangi oranda faiz artıracağını, artırdığı zaman ortalığın nasıl toz duman olacağını bekliyorduk. Görüyoruz ki hiçte abartılacak yanı yokmuş. FED 25 baz puan faiz artırdı, hemen bir gün sonrasında bile borsa yükseliyor, dolar gevşiyor...
"Hani FED faiz artırınca borsa düşecek, kur ve faizler yükselecekti? Oysa tam tersi oldu" demeyin... Çünkü piyasa aktörleri mali piyasaları etkileyecek olası olayların realize olmasını değil beklentiler üzerinden hareket ederler. Diğer bir deyişle beklentileri satın alıp olay gerçekleştiğinde ters hareketle karları yapmış olurlar. Dikkat ederseniz yine benzer tepkiye tanık olduk. Geçen hafta BIST 100, 70 binin altına kadar indi, tabii Amerika borsaları sınırlı kalmak kaydıyla tüm küresel piyasalar da dahil. Dolar da tüm para birimleri karşısında değer kazandı. Yani faiz artırım olasılığı fiyatlandı. Çarşamba akşamı karar açıklanınca da o günden bugüne yaptıkları karı somutlaştırıyorlar. Uzatmayayım doğal bir süreç izledik bu hafta içinde... Gelelim FED'in faiz artırım kararının ne anlama geldiğine ve piyasalara orta vadede olası yansımalarına...
FAİZ DENGESİ
En kritik yanı gelişmekte olan ülkelerde bazı varlık faiz oranları dengesinde değişmeye neden olması... Burayı biraz açalım... FED kontrolü altındaki "federal fonlama oranı" ile tahvil ve mevduat gibi diğer faiz oranlarını da yönlendiriyor. Bu hafta federal fonlama oranını yüzde 0,25'den 0,50'ye çıkarması sonucunda 10 yıllık ABD Hazine kağıtlarının da faiz oranı yüzde 2,25'lere tırmandı. Gelişmekte olan ülkelerden yatırım yapılabilir nota sahip olanların tahvilleri ile ABD tahvilleri arasında yüksek korelasyon olduğundan bu ülke tahvil faiz oranları da zamanla artıyor. Sorun şurada; tahvil faiz oranları yükselince daha önce daha düşük faiz oranından ihraç edilmiş tahvillerin değeri düşüyor. Dolayısıyla aktifinde tahvili olan banka ve banka dışı kurumların mali yapısı zayıflıyor. Bu yüzden bazı durumlarda borç gibi temel yükümlülüklerini yerine getiremez hale geliyorlar...
Diğeri bir olumsuz yansıması ise yabancı sermaye akımlarının yön değiştirmesi sonucu gelişmekte olan ülkelerin dış açıklarını çevirme sorunu yaşamaları... Uluslararası finansal kuruluşlara göre bu unsur kapsamında Brezilya, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye en kırılgan ülkeler... Doların kıymetlenmesi ve Amerikan Hazine kağıtlarının getirilerinin yükselmesi sonucunda bu ülkelerin yabancı sermayenin risk iştahını artırması, daha açık bir ifadeyle kendi enstrümanlarının getirilerini cazip hale getirmeleri gerekiyor.
ETKİ ZAYIF KALACAK
Yukarıda değindiğimiz iki olumsuz unsurun etkisi FED'in aldığı son faiz kararından öte bundan sonra atacağı adımlara göre değişecek. Başkan Yellen enflasyon, büyüme ve işgücü piyasasındaki gelişmelere göre kararlar vereceğini bu bağlamda 2016 yılında kademeli faiz artırımının geleceğini vurguladı toplantı sonrası yaptığı konuşmada. Başkan Yellen'ın sözlerine inanırsak ki inanmalıyız çünkü 3 ana parametrede para politikalarını sıkılaştırmasına izin vermiyor, etkinin sınırlı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer yeni bir faktör devreye girmezse dolar 1,90'nın altına inebilir, BIST 100 endeksi de 75 bini aşabilir.
Sözün özü FED fay hattındaki enerjiyi biraz boşaltarak piyasaları rahatlatmış oldu. Stres ve paniğe gerek yok diyebiliriz.
