• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Nuh’un gemisinin peşinde

İSMAİL HAKKI DOSTOĞLU

Nuh’un gemisinin peşinde

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 01 Ekim 2026

Bazı yerleri unutamazsınız. Aradan yıllar geçer, şehirler değişir, insanlar değişir, siz değişirsiniz ama bir görüntü zihninizin bir köşesinde öylece kalır. Benim için Doğubayazıt'ın Üzengili köyü böyle bir yer. Yıl 1997. Muhabir Gürsel Balcı ile İran sınırına doğru gidiyoruz.Yanımızda Doç. Dr. Salih Bayraktutan var. Gideceğimiz yer, yıllardır Nuh'un Gemisi olduğu iddia edilen Durupınar oluşumu. Bir tarafta Ağrı dağı. Öte tarafta İran sınırı. Yakınlarda Maşer Kayalıkları ve arazinin ortasında, sanki dev bir gemi gelip toprağa oturmuş da binlerce yıl sonra yalnızca izi kalmış gibi duran o şekil. Aradan neredeyse 30 yıl geçti. Geçenlerde Üzengili'den gelen yeni görüntülere bakarken yeniden o güne döndüm. Çünkü şimdi orada yeniden büyük bir hareketlilik var. Amerikalı araştırmacılar, Türk bilim insanlarıyla birlikte yerin altına bakıyor ve yıllardır cevabı aranan soru hâlâ aynı: Nuh'un Gemisi gerçekten burada olabilir mi?

KESİNLİK YOK
Durupınar oluşumunun dünyada tanınması 1959 yılına uzanıyor. Harita Yüzbaşı İlhan Durupınar, bölgenin hava fotoğraflarını incelerken yaklaşık 157 metre uzunluğundaki gemi biçimli şekli fark ediyor. Sonrası malum. Dünyanın gözü buraya çevriliyor. Çünkü söz konusu olan insanlığın binlerce yıldır anlattığı tufan ve Nuh'un Gemisi. Tufan yalnızca kutsal kitaplarda geçmiyor. Mezopotamya'nın çok daha eski anlatılarında da büyük sel felaketlerinden söz ediliyor. Ur, Kiş ve Şuruppak gibi eski yerleşimlerde büyük taşkınların izleri bulundu. Ama bunu "Tufan bilimsel olarak kanıtlandı" diye okumak doğru değil. Bilimin söylediği şu: Bu coğrafya büyük seller yaşadı. Bu felaketlerin binlerce yıl boyunca anlatılarak Tufan hafızasına dönüşüp dönüşmediği ise hâlâ tartışılıyor. Bir başka tartışma geminin nerede karaya oturduğu. Tevrat'ın Tekvin bölümünde "Ararat dağları" ifadesi geçiyor. Kur'an-ı Kerim'in Hûd Suresi'nin 44'üncü ayetinde ise geminin Cûdî üzerine oturduğu anlatılıyor. Ararat'ın yalnızca bugün Ağrı Dağı dediğimiz zirveyi değil, geçmişte daha geniş bir coğrafyayı ifade ettiğini savunan görüşler var. Cûdî için de tarih boyunca farklı yorumlar yapılmış. Bazı yorumlarda kelime belirli bir dağdan çok yüksek bir yer veya yüksek bir bölge olarak ele alınmış. İslam geleneğindeki ağırlıklı görüş ise bugünkü Şırnak sınırlarındaki Cudi Dağı'nı işaret ediyor. Kur'an "en yüksek tepe" demiyor. Doğrudan Cûdî diyor. Dolayısıyla binlerce yıl önce kullanılan coğrafi isimlere bugünün haritasıyla bakıp kesin hüküm vermek kolay değil.

YENİ TEKNOLOJİ
Biz 1997'de Üzengili'ye gittiğimizde Salih Bayraktutan bölgeyi zaten uzun süredir araştırıyordu. 1980'li yıllarda radar çalışmaları yapılmış, karotlar açılmıştı. Birileri "gemi" dedi. Birileri "doğal jeolojik oluşum" dedi. Ama bilim dünyasının önüne "İşte Nuh'un Gemisi" dedirtecek kesin bir kanıt konulamadı. Bugün de konulmuş değil. Fakat araştırmalar yeniden hızlandı. Amerikalı araştırmacı Andrew Jones'un kurduğu Noah's Ark Scans ekibi bugün Türk bilim insanlarıyla birlikte bölgede çalışıyor. İlginç olan şu: Jones'un Durupınar'a ilk gelişi de 1997. Yani bizim orada olduğumuz yıllarda o da aynı hikâyenin peşine düşmüş. Bugünkü çalışmalar Türkiye'nin resmî izniyle, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nden Prof. Dr. Cenker Atila yönetiminde yürütülüyor. Bu kez teknoloji başka. Yer radarı, LiDAR, elektrik özdirenç ölçümleri, üç boyutlu haritalama... Ve şimdi sondaj. Eylül ayında başlayan karot çalışmalarında bazı noktalarda 18 metreye kadar inilmesi planlanıyor. Yer radarında daha önce görülen doğrusal yapıların ve boşlukların ne olduğu araştırılıyor. Koridor mu? Bölme mi? Yoksa tamamen doğal jeolojik yapılar mı bilmiyoruz. İlk sondajlarda organik madde açısından zengin bazı katmanlara ulaşıldığı açıklandı. Bir noktada matkap ucunun çok sert bir tabakaya çarparak kırıldığı, bunun taşlaşmış ahşap olabileceği de ileri sürüldü. Ama burada durmak gerekiyor. Olabilir. "Bulundu" diyebilmek için laboratuvar sonuçlarını beklemek lazım. Bunca yıldır herkes o gemi biçimli oluşuma bakıyor. Benim 1997'den aklımda kalan yalnızca o değil. İran sınırına doğru askeri yol açılıyordu. İş makineleri toprağı kazdıkça insan kalıntıları ortaya çıkıyordu. Biz gördük. Aradan neredeyse 30 yıl geçti ama o görüntüyü unutmadım. Şimdi bölgeyle ilgili yeniden okurken karşıma başka bir isim çıkıyor: Naxuan. Bazı Amerikalı araştırmacılar, Tufan'dan sonra kurulduğu öne sürülen ilk yerleşimlerden Naxuan'ın bu çevrede bulunmuş olabileceğini savunuyor. İddiaya göre burası zamanla önemli bir ziyaret ve hac merkezine dönüşmüş. Daha ileri giden bir iddia da var: Gemi biçimli oluşumun çevresindeki birkaç milkarelik alanda iki milyondan fazla insanın gömülü olabileceği ileri sürülüyor. İki milyon... Böyle bir rakamı bilimsel gerçekmiş gibi yazamam. Çünkü bunu kanıtlayan kapsamlı bir arkeolojik kazı yok. Ama bizim yıllar önce o topraktan çıkan insan kalıntılarını kendi gözümüzle görmüş olmamız, benim kafamdaki başka bir soruyu büyütüyor. Herkes yıllardır soruyor: "Bu Nuh'un Gemisi mi?" Ben artık bir soru daha soruyorum: "Peki bu insanların hikâyesi ne?"

PEKİ YA ÇEVRESİ?
Dünyanın dört bir yanından araştırmacılar Nuh'un Gemisi için Doğubayazıt'a geliyor. Radarlar çalışıyor. Sondajlar yapılıyor. Bunların hepsi yapılsın. Ama biraz da çevresine bakalım. Eğer burada eski bir yerleşim varsa... Eğer bizim yol çalışması sırasında gördüğümüz kalıntılar büyük bir mezarlığın parçalarıysa... Eğer Naxuan iddiasının arkasında küçücük de olsa tarihsel bir gerçek yatıyorsa... Bunun cevabını jeoloji değil, arkeoloji verecek. 1997'de Üzengili'ye gittiğimde gözüm gemi biçimli oluşumdaydı. Bugün aynı yere baktığımda biraz daha ötesini merak ediyorum. Belki Nuh'un Gemisi orada. Belki değil. Bunun cevabını bilim versin. Benim asıl merak ettiğim artık başka: Biz yıllardır gemiyi ararken, acaba yanı başındaki tarihi mi gözden kaçırdık? Çünkü bazen büyük hikâye herkesin baktığı yerde değildir. Bazen birkaç metre ötesinde, toprağın altında sessizce bekler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.