Yunanistan'ın etkili gazetelerinden Kathimerini'de yayımlanan röportajın başlığı oldukça iddialıydı: "Türkiye çoğu zaman yalnızca kâğıt üzerinde bir müttefik." Bu sözlerin sahibi Nicole Malliotakis...
Peki kimdir Malliotakis ve Türkiye'nin müttefikliğini hangi sıfatla sorgulamaktadır?
Nicole Malliotakis, New York'un 11'inci seçim bölgesini ABD Temsilciler Meclisi'nde temsil eden Cumhuriyetçi bir siyasetçi. Babası Yunan, annesi Küba kökenli. Aynı zamanda ABD Kongresi'ndeki Helenik Konular Grubu'nun başkan yardımcısı.
Yani karşımızda Türkiye hakkında tarafsız değerlendirmeler yapan bağımsız bir dış politika uzmanı yok. Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın tezlerini Washington'da savunmayı siyasi faaliyetlerinin merkezine yerleştirmiş etkili bir isim var. Malliotakis uzun süredir Türkiye'nin F-35 programına dönmesine karşı çıkıyor. Daha önce Türkiye'ye F-16 satışının engellenmesini isteyen girişimlere de destek verdi.
ASIL DERDİ NE?
Şimdi aynı isim çıkmış, Türkiye'nin NATO müttefikliğini sorguluyor. O halde biz de soralım:Türkiye'nin müttefikliğini tartışmaya açan Malliotakis'ın asıl derdi nedir? NATO'nun güvenliği mi? Ege'de barışın korunması mı? Yoksa Türkiye'nin askerî gücünün Yunanistan karşısında daha da büyümesini engellemek mi? Çünkü Malliotakis ve birlikte hareket ettiği çevreler Türkiye'nin savaş uçağı almasına karşı çıkarken Yunanistan'ın daha fazla silahlandırılmasını destekliyor. Türkiye'nin savunma kapasitesindeki her artışı tehdit olarak gösterirken Yunanistan'ın Türkiye kıyılarının hemen karşısındaki adalarda oluşturduğu askerî yığınağı görmezden geliyor. Üstelik Yunanistan, İsrail'den satın aldığı Spike NLOS hassas güdümlü füze sistemlerini Meriç bölgesiyle Doğu Ege adalarındaki birliklerine yerleştirmeyi planlıyor. Kara platformundan kullanılan modellerinde 32 kilometre, yeni nesil sürümlerinde 50 kilometreye kadar menzile ulaşabilen bu füzeler, görüş hattının ötesindeki kara ve deniz hedeflerini vurabiliyor. Çeşme ile Sakız Adası arasındaki mesafenin bazı noktalarda yalnızca birkaç mil olduğunu düşünün. Türkiye kıyılarının hemen karşısındaki askerî yapıya hassas güdümlü füzeler ekleniyor; fakat Malliotakis'ın gördüğü tehlike yine Türkiye oluyor! Sakız, Sisam, Midilli ve Ahikerya'nın askerî statüsünü düzenleyen Lozan Antlaşması'nın 13'üncü maddesi de ortada duruyor.
Türkiye, bu adalardaki askerî tahkimatın antlaşma hükümlerine aykırı olduğunu yıllardır dile getiriyor. Atina ise Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkını gerekçe gösteriyor.
SİYASİ DENKLEMLER
Peki Malliotakis, Yunanistan'ın Ege adalarındaki askerî yığınağını sorguluyor mu?
Türkiye'nin hemen karşısına yerleştirilmesi planlanan füzelerin bölgesel barışa nasıl hizmet edeceğini soruyor mu?
Lozan'ın ilgili hükümlerini hatırlatıyor mu? Hayır. Çünkü yapılmak istenen Ege'deki gelişmeleri bütün yönleriyle değerlendirmek değil; Washington'daki güç mücadelesinde Yunanistan'ın elini kuvvetlendirmektir. Türkiye'yi "güvenilmez müttefik" olarak gösterirseniz Türkiye'ye gelişmiş savaş uçakları verilmesini engelleyebilirsiniz. Türkiye'yi sürekli tehdit olarak sunarsanız Yunanistan'ın silahlanmasını Amerikan kamuoyuna daha kolay anlatabilirsiniz. Türkiye'nin karşısındaki askerî tahkimatı da "savunma tedbiri" adı altında meşrulaştırabilirsiniz. Kurulan siyasi denklem bu kadar açık. Ancak Malliotakis'ın unuttuğu, belki de hatırlamak istemediği bir gerçek var: Türkiye'nin müttefikliği kâğıt üzerinde değildir. Türkiye, Kore'ye yalnızca asker göndermedi; yüzlerce evladını şehit verdi. Binlerce Türk askeri yaralandı, esir düştü veya kayboldu. Bosna'da savaşın yaralarını sarmak için görev yaptı. Kosova'da barışın korunması için sorumluluk üstlendi. Afganistan'da yıllarca görev yaptı; Kabil Havalimanı'nın güvenliğinden Afgan askerlerinin eğitimine kadar en ağır sorumluluklardan bazılarını taşıdı. Ben de o coğrafyaların bir bölümünü yıllarca kameramın vizöründen gördüm. Kosova'da... Afganistan'da... Savaşın insanların hayatını birkaç saniyede değiştirdiği başka topraklarda... Oralarda Türkiye'nin yalnızca bayrağı yoktu. Askeri vardı. Emeği vardı. Sorumluluğu vardı. Fedakârlığı vardı. Ve gerektiğinde ödediği ağır bedeller vardı. Şimdi Washington'daki koltuğundan Türkiye'nin "kâğıt üzerinde müttefik" olduğunu söyleyen Malliotakis'a sormak gerekiyor: Türkiye'nin Kore'de toprağa verdiği evlatlarını hangi kâğıda sığdıracaksınız? Kosova'da, Bosna'da ve Afganistan'da üstlendiği sorumluluğu nasıl yok sayacaksınız? Türk askerinin ödediği bedelin karşısına hangi siyasi konuşmanızı koyacaksınız?
TARAFSIZ DEĞİL
Türkiye'nin müttefikliği Washington'daki bir röportajın başlığıyla ölçülecek kadar ucuz değildir. Eleştirmek başka, bir ülkenin tarih boyunca ödediği bedelleri görmezden gelerek müttefikliğini sorgulamak başkadır. Malliotakis'ın açıklaması tarafsız bir NATO değerlendirmesi değildir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın tezlerini Washington üzerinden güçlendirmeyi amaçlayan siyasi bir çıkıştır. Asıl sorgulanması gereken de budur: Türkiye'nin hemen karşısındaki adaların füzelerle donatılmasına ses çıkarmayıp Türkiye'nin savunma gücünü engellemeye çalışmak nasıl bir müttefiklik anlayışıdır? Müttefikliği tartışmaya açacaksak... Önce Kore'de verilen şehitlere, Bosna'nın acılarına, Kosova'da tutulan nöbetlere ve Afganistan'da taşınan sorumluluğa bakacağız. Sonra da Türkiye'ye "kâğıt üzerinde müttefik" diyenlere şu soruyu soracağız: Siz, bu bedellerin hangisini görmediniz?
