Fransa'nın bugün yaşadığı sıkışmayı anlamak için Paris'teki bütçe tartışmasıyla Suudi Arabistan'daki askerî varlığını birlikte okumak gerekiyor. Bir tarafta 43 milyar avroluk yeni mali tedbir paketi, diğer tarafta petrol tesislerini korumak için Yanbu'ya yönelen Fransız askeri unsurları. Bu iki gelişme arasındaki ilişki, "Vatandaşa para yok, askere var" cümlesinden daha derin. Fransa, içeride refahı finanse etmekte zorlanırken dışarıda o refahın bağlı olduğu enerji düzenini korumaya çalışıyor. Üstelik bunu yaparken Körfez'deki siyasi ağırlığını da artırmak istiyor. Macron'un hesabını burada aramak gerekiyor. Önce rakamı doğru koyalım. Fransız hükümetinin 2027 bütçe tasarısındaki 43 milyar avro, yeni harcama ve gelir tedbirlerinin toplamı. Daha önce alınan kararların etkisiyle toplam mali çaba 54 milyar avroya çıkıyor. Hükümet, bu toplamın yüzde 60'ının harcamalar üzerinden sağlanacağını belirtiyor. Bu, devletin hangi hizmete ne kadar kaynak ayıracağı konusunda daha sert tercihler yapacağı anlamına geliyor.
HER BİRİ AYRI MALİYET
Aynı dönemde Fransa, Yanbu petrol tesislerinin korunmasına ilişkin Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmayı uygulamaya başladı. Paris, gönderilen askeri unsurların ayrıntılarını açıklamıyor. Ancak yalnızca bir niyet beyanından söz etmiyoruz. Peki neden Yanbu? Çünkü burası, Suudi Arabistan'ın doğusundaki petrolü Kızıldeniz'e taşıyan Doğu-Batı boru hattının çıkış noktası. Hürmüz Boğazı'ndaki tehlikeleri aşmak için kullanılan güzergâhın önemli bir halkası. Fakat bir güzergâhı değiştirmek, tehdidi ortadan kaldırmıyor. Hürmüz'den kaçırılan risk, Kızıldeniz'de başka bir biçimde karşınıza çıkabiliyor. Boru hattının ucundaki terminali korusanız bile petrolü taşıyan geminin güvenliğini ayrıca sağlamak zorundasınız. Nitekim Le Monde'un haberine göre Fransız Languedoc fırkateyni, 1 Ekim'de Babülmendep'ten geçen bir Fransız konteyner gemisini tehdit eden insansız hava aracını düşürdü. Bu olay, bölgedeki ticaretin korunmasının nasıl doğrudan askerî görev haline geldiğini gösteriyor. Böylece enerji ve ticaret için kurulan güvenlik zincirine yeni halkalar ekleniyor: terminal, boru hattı, liman, gemi, deniz geçidi... Her halkanın ayrı maliyeti, ayrı riski var. Benim gördüğüm temel mesele şu: Fransa, ekonomik kırılganlığını azaltmak için askerî sorumluluğunu genişletiyor. Ancak genişleyen sorumluluk, zamanla ekonomik kırılganlığı besleyecek yeni yükler de doğurabilir. Üstelik Paris yalnızca petrol akışını düşünmüyor. Bir ülkenin kritik tesisinin güvenliğinde görev aldığınızda, o ülkeyle ilişkinizin niteliği değişir. Silah satan, diplomatik destek veren bir ortak olmanın ötesine geçersiniz. Güvenlik hesabının içine girersiniz. Bunun siyasi karşılığı olabilir. Savunma iş birliğini, ticari ilişkileri ve diplomatik erişimi güçlendirebilir. Fakat bunlar otomatik kazançlar değildir. Güvenlik taahhüdü somuttur; karşılığında beklenen nüfuz ise şartlara bağlıdır. Le Monde'un görüştüğü IRIS uzmanı Didier Billion'un değerlendirmesi de Paris'in Riyad'la daha güçlü ve kalıcı bir ilişki kurma arayışına işaret ediyor. Dolayısıyla Yanbu'yu yalnızca akaryakıt fiyatlarını düşürme hamlesi olarak okumak yetersiz kalır. Burada bir güç siyaseti var. Ancak güç siyaseti, mali imkânlardan bağımsız yürümüyor. Fransız hükümetinin kendi bütçe hesabı bile Orta Doğu'daki çatışmanın hafiflemesine, petrol fiyatlarının ve faizlerin gerilemesine dayanıyor. Başka bir ifadeyle Paris'in mali toparlanması, kontrol edemediği gelişmelere bağlı varsayımlar taşıyor.
CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Çatışma uzarsa ne olacak? Enerji fiyatları beklenen ölçüde düşmezse, bütçede istenen fedakârlık yeterli olacak mı? Yanbu'daki görev genişlerse maliyeti nasıl karşılanacak? Koruma amacıyla gönderilen unsurlar saldırıya uğrarsa Paris'in cevabı ne olacak? "Savunma görevi" tanımı, bu soruları ortadan kaldırmıyor. Görevin amacıyla sahadaki gelişmeler her zaman aynı sınırlar içinde kalmayabilir. Macron'un asıl sınavı burada. İçeride vatandaşına kaynakların sınırını anlatırken dışarıdaki taahhütlerinin sınırını da açıklamak zorunda. Çünkü devletin itibarı, üstlendiği her görevi büyütmesinde değil, verdiği sözle taşıyabileceği yük arasında denge kurmasında yatar. Yanbu'ya asker göndermek, Fransa'nın hala sahaya müdahale edebildiğini gösteriyor. Fakat sahada bulunmak, sonucu belirlemek demek değil. Macron Yanbu'da petrolü korurken Fransa'nın gücünü de göstermeye çalışıyor. Asıl mesele, bu gücün maliyetini Paris'in ne kadar süre taşıyabileceği.
