• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Karadeniz’de yeni cephe: NATO mu diplomasi mi?

İSMAİL HAKKI DOSTOĞLU

Karadeniz’de yeni cephe: NATO mu diplomasi mi?

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 17 Ekim 2026

Savaşın nerede başladığını bilirsiniz ama nereye kadar uzanacağını çoğu zaman kestiremezsiniz.
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın ilk günlerini hatırlayın.
Tanklar, füzeler, bombalanan şehirler, cephe hatları... Dünya yıllardır bu görüntülere bakıyor.
Oysa savaşın başka bir yüzü daha var. Bazen bir limanda, bazen bir tahıl ambarında, bazen de evine dönmeye çalışan bir denizcinin bulunduğu ticaret gemisinde karşımıza çıkıyor.
Şimdi Karadeniz'de yaşanan tam da bu. 13 Ekim'de Bulgaristan açıklarında iki ticaret gemisi İHA saldırılarının hedefi oldu.
Gine-Bissau bayraklı HS Dignity battı, 11 denizci kayboldu. İki gün sonra Romanya'nın Sulina kıyıları yakınlarında iki tanker saldırıya uğradı. San Marino bayraklı Wine Trader'daki 12 mürettebattan beşi kurtarıldı, yedisi kayboldu.

KRİTİK GÖRÜŞME
Dikkat edin, bunlar savaş gemisi değil. Ticaret gemisi.
Üstelik saldırılar NATO üyesi iki ülkenin kıyılarında yaşanıyor.
Peki, bu gelişmeler bizi neden ilgilendiriyor? Çünkü Karadeniz'de patlayan her mühimmatın etkisi yalnızca denizde kalmıyor. O dalga bir gün İstanbul Boğazı'na, başka bir gün Türkiye'nin limanlarına, ardından da vatandaşın sofrasına kadar uzanabiliyor.
15 Ekim'de Brüksel'den gelen açıklama bu nedenle önemliydi.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan ve Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev ile görüştü. Ardından NATO yetkilileri, ticaret gemilerine yönelik saldırıların gelecek hafta Kuzey Atlantik Konseyinin olağan toplantısında ele alınacağını duyurdu. Bu açıklamayı sıradan bir diplomatik görüşme olarak değerlendirmemek gerekiyor. NATO'nun konuyu gündemine alması, askerî müdahale kararı verdiği anlamına gelmiyor. Bulgaristan, NATO'nun İHA'lara karşı geliştirdiği savunma girişimine katılmaya hazırlanırken Romanya da deniz güvenliğine ilişkin endişelerini dile getiriyor.
Saldırıların sorumlusu konusunda ise farklı açıklamalar var. Rusya'ya yönelik suçlamalara rağmen kesinleşmiş bir tespit bulunmuyor.

İşte bu ayrıntı önemli.
Çünkü savaşın ortasında yanlış bir değerlendirme veya kontrolsüz bir askerî karşılık, mevcut krizi çok daha tehlikeli bir noktaya taşıyabilir.
Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler arasında Türkiye'nin konumu farklı. Bir tarafta NATO üyeliğimiz, diğer tarafta Rusya ve Ukrayna ile yürütülen ilişkiler var. Bunların üzerinde de Türkiye'nin titizlikle uyguladığı Montrö Boğazlar Sözleşmesi bulunuyor. Bulgaristan ve Romanya güvenlik önlemlerinin artırılmasını istiyor. NATO, bölgedeki savunma kapasitesini güçlendirmeyi değerlendiriyor.
Rusya ise Karadeniz'i stratejik güvenlik alanlarından biri olarak görüyor. Türkiye bütün bu gelişmelerin tam ortasında.
Bana kalırsa Ankara açısından mesele yalnızca hangi ülkenin yanında duracağı değil. Asıl mesele, kendi güvenliğini korurken Karadeniz'in daha büyük bir askerî hesaplaşma alanına dönüşmesini önleyebilmek. Burada dikkatimi çeken başka bir gelişme daha var. Bulgaristan, Türkiye ve Romanya ile ticaret gemilerine yönelik saldırıların durdurulması amacıyla ortak diplomatik girişim üzerinde çalışıldığını açıkladı. Bence bu girişimin üzerinde durulmalı.
Çünkü bir yanda NATO'nun savunma tedbirleri konuşulurken diğer yanda kıyıdaş ülkelerin diplomasi yoluyla çözüm araması söz konusu.
Peki, hangisi Karadeniz'i daha güvenli hâle getirecek? Askerî caydırıcılık mı, diplomasi mi?
Belki de bu sorunun tek bir cevabı yok. Bir ticaret gemisini koruyacak savunma tedbirleri gerekli olabilir. Ama saldırıları durduracak siyasi irade ortaya çıkmadıkça her geminin başına bir savaş gemisi koymak da kalıcı çözüm olmayacaktır. Üstelik Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'nın deniz güvenliği konusunda sıfırdan başlaması gerekmiyor.
Üç ülkenin Karadeniz'deki mayın tehdidine karşı oluşturduğu ortak görev grubu zaten mevcut. Bu işbirliğinin yeni tehditler karşısında nasıl geliştirilebileceği değerlendirilmeli. Yıllarca çatışma bölgelerinde görev yaptım. Savaşın televizyonda görünen tarafıyla sahada yaşanan tarafının her zaman aynı olmadığını bilirim.
Haritalarda oklar çizilir, askerî hedefler belirlenir, operasyonların sonuçları açıklanır. Ama savaşın insani ve ekonomik bedeli çoğu zaman o haritaların dışında kalır.
Karadeniz'de bir ticaret gemisinin vurulduğunu düşünün. O geminin mürettebatı, aileleri, taşıdığı yükü bekleyen işletmeler var. Bir geminin batmasıyla yalnızca denizdeki bir araç kaybedilmiyor. Sigorta şirketleri risk hesaplarını yeniden yapıyor. Taşımacılık maliyetleri artabiliyor. Armatörler yeni rotalar arıyor. Liman işletmeleri güvenlik önlemlerini gözden geçiriyor. Ve bütün bunların ekonomik sonuçları bir noktada tüketiciye yansıyabiliyor.
Karadeniz'in dünya tahıl ticaretindeki yerini de unutmayalım.
Ukrayna limanlarına yönelik saldırılar nedeniyle alternatif ticaret güzergâhlarının önemi artmıştı. Şimdi bu yolların da tehdit altında olması yalnızca bölge ülkelerini ilgilendirmiyor.

DİPLOMASİNİN GÜCÜ
Karadeniz'deki güvenlik sorunu, aynı zamanda bir gıda ve ticaret güvenliği sorunu.
Önümüzdeki hafta NATO'nun yapacağı görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağını henüz bilmiyoruz. Yeni savunma tedbirleri mi gündeme gelecek?
İHA'lara karşı ortak izleme kapasitesi mi artırılacak? Yoksa diplomatik girişimlere daha fazla ağırlık mı verilecek? Bunların hepsi ihtimal. Fakat Türkiye açısından asıl soru bence başka. Karadeniz'de güvenliği artırırken savaşı büyütmeden nasıl hareket edeceğiz? Ankara'nın elinde Montrö'nün sağladığı hukuki çerçeve, NATO üyeliği, kıyıdaş ülkelerle işbirliği ve Rusya ile Ukrayna arasında açık tutabildiği diplomatik kanallar var. Bunları birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan araçlar olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Karadeniz'de ihtiyaç duyulan şey yalnızca daha fazla askerî güç değil. Aynı zamanda daha fazla diplomasi.
Bugün Bulgaristan açıklarında batan bir gemiyi, Romanya kıyılarında kaybolan denizcileri konuşuyoruz. Yarın başka bir ülkenin limanını konuşmak zorunda kalabiliriz.
Unutmayalım, savaşın cepheleri değişebilir. Ama ticaret yolları savaş alanına dönüştüğünde faturayı yalnızca savaşan ülkeler ödemez. Türkiye için asıl mesele de o faturanın büyümesini önleyebilecek diplomatik aklı ortaya koyabilmektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.