Kültürpark Atlas Pavyonunda açılan Nazım Hikmet Romantika & Bir Ömrün Seyrüseferi Sergisi, çok sayıda kişi, kurum, arşiv ve koleksiyondan binlerce belge, el yazması, şaire ait kişisel eşya, görsel-işitsel kayıt, resim, heykel, fotoğraf ve filmi barındırıyor. Bu sergiyi keşke İzmir Enternasyonel Fuarı'nı gezen herkes görse...
95'nci İzmir Enternasyonel Fuar'ının en önemli kültür etkinliğinin, yapımcılığı Folkart tarafından gerçekleştiren "Nazım Hikmet Romantika&Bir Ömrün Seyrüseferi Sergisi" olduğunu söylemek abartı olmaz... İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cemil Tugay ve Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mesut Sancak'ı, bu muazzam sergiyi İzmir'e kazandıran işbirlikleri için içtenlikle kutlamak isterim. Nâzım Hikmet, ülkemizin dünya edebiyat ekosistemine armağan ettiği en önemli şairlerimizden... Sergide O'nun yaşamını ve eserlerini yeniden hatırlarken, varlığını değişik vesilelerle güncel hayatımızda devam ettirdiğimiz kültürel mirasını da izleme şansimiz oluyor. Üstelik Nazim Hikmet'in gerçek birçok katmanlık özelliği taşıyan, kompleks yaşam öyküsündeki İzmir anlatısı da önemle vurgulanıyor. Şu ana kadar, ünlü şairimizle ilgili ülkemizde açılmış bu kapsamda bir sergi olmadı... Sergi direktörlüğünü Ünal Ersözlü, küratörlüğünü M. Melih Güneş tasarımını da Ömer Durmaz üstlenmiş...

İLKLERİN SERGİSİ
Sergi için seçilen mekan Kültürpark Fuar alanındaki Atlas Pavyonu 2 bin metrekarelik bir alanın 15. salonunda kurulanan sergi için çok sayıda kişi, kurum, arşiv ve koleksiyondan binlerce belge, el yazması, şaire ait kişisel eşya, görsel-işitsel kayıt, resim, heykel, fotoğraf ve film bir araya getirilmiş. Kürasyon, Nâzım Hikmet'in hayatını tarihler ve olaylar bağlamında kronolojik bir anlatıdan ziyade, multidisipliner olarak tedarik edilen orijinal sanat eserleri üzerinden Nâzım Hikmet'in yaratıcı kişisel doğasına bir giriş düşüncesi üzerine kurgulanmış... Dolayısı ile izlenen her film, görülen her belge sadece bir yaşamın izlerini değil, deyim yerinde ise bir dönemin, bir düşüncenin sonuçta da bir edebi konjoktürün günümüz insanına kalan ve halen de yaşayan kültürel tarihsel mihenk taşlarını izleyiciye sunuyor. Sergide iki görselin karşısından uzun süre ayrılamadım. Bir tanesinde, Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'ın, onu hapisten çıkarabilmek için yapmış olduğu bir protesto enstantenesi vardı... Elindeki pankartta şunlar yazıyordu: "Haksız yere mahkum edilen oğlum Nazım Hikmet, açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum. Gece gündüz ben de oruçluyum. Bizi kurtarmak isteyenler, bu deftere adreslerini yazarak imzalasınlar..." Nazım Hikmet'in el yazısı ile yazdığı bölümlerden, yurtdışına çıkışı aşamasında, kendi ruh durumunu da derinlemesine hissedebiliyoruz: "Niçin kaçtım? Beni sevenlere bir gerçeği açıklamak istiyorum. Eğer kaçmasa idim, öldürülecektim. Birbiri ardına on üç sene hapis yattım. İşlediğim bir suç yoktu.Uydurma suçlar söz konusu idi. Tüm bunlar dışında, bir de, elli yaşımda, hapis sonrası beni askere almak istediler. On üç yıl hapis sonrası, yüreğimde dehşetli bir hastalık da varken, basit bir nefer gibi bana talim yaptırmayı amaçlıyorlardı. Elbette, basit neferliğin şerefi hepimizce malum, ancak benim durumumda bu şeref ölümümle sonuçlanacaktı. İş bu kadarla da kalmıyordu, haber aldığıma göre, beni askere almak bahanesi ile öldürmeyi planlamışlar. Askere alıp, sonra da 'askerden kaçarken öldürüldü' senaryosunu kurgulamışlar... Bunlara dair elimde önemli kanıtlar var, günü gelince açıklayacağım. Gönlüm, elbette memlekette kalmak isterdi, ancak kalsaydım bir ceset olacaktım. Şimdi, vatanıma ve tüm insanlara hizmete devam ediyorum."

VASİYETİ GERÇEKLEŞTİRİLMELİ
Biliyorsunuz, Nazım Hikmet, yurtdışına çıkınca vatandaşlıktan çıkarılmıştı. Açılışa katılan AK Parti genel sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, Nâzım Hikmet'in 1951 yılında elinden alınan Türk vatandaşlığının 2009 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla iade edildiğini hatırlattı. Keşke, bu büyük şairimizin son isteğini de yerine getirebilsek. 1953 tarihli vasiyet şiirini hatırlayalım: "...Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, - öyle gibi de görünüyor- Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelir, tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani..." Bu sergiyi keşke İzmir Enternasyonel Fuarı'nı gezen herkes görse... Sergi ocak ayına kadar açık...Yazımı sonlandırırken iki önerim olacak: Folkart ölçeğinde İzmir'de onlarca şirket var. Her biri "Nazım Hikmet" çapında bir kültür hizmeti yapsa, İzmir küresel sanat liginde birkaç aşama atlar diye düşünüyorum. Ayrıca, bu serginin daha konsantre bir kürasyonla müze haline getirilerek İzmir'e kazandırılmasını da arzu ederiz. Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak'ı tebrik ederken, "Biliyorsun, hayatta iki tür zenginlik var; birisi parasal olan diğeri ise entellektüel birikim" dedim. Bu sergi, Folkart'ın finans gücü, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının işbirliği ve Ünal Ersözlü ile Ömer Durmaz'in entellektüel birikimi ve networkünün mükemmel birlikteliğinde muazzam bir sanat ve kültür olayı olmuş... Emeği geçenleri tekrar kutlarım.
