Türkiye, NATO Ankara Zirvesi'ne hazır. NATO'nun yeni güvenlik anlayışının kavramsal ve stratejik çerçevesinin şekillenmesine katkı sunabilecek önemli aktörlerinden dünyanın en tecrübeli 4 liderinin önde geleni olan Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da 32 ülke liderini bekliyor. TRUMP'IN ÇANTASINDA 3 ÖNEMLİ DOSYA... Trump, Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne Başkan Erdoğan için geleceğini ifade etmiş, "Türkiye, NATO'nun güçlü bir üyesi. Erdoğan'ı çok mutlu edecek bir şey yapacağım" demişti. Trump, Ankara NATO Zirvesi'nde çantasını açacak. İçinden neler çıkacak? 1)80 adet F1110 GE motoru ve bakım setlerinin satışına dair net geleceği günü açıklayacak. Bu motorlar, Türkiye'nin seri üretimine geçeceği 4 adet milli savaş uçağımız KAAN'da kullanılacak. KAAN'lar 2027 sonunda Türk Hava Kuvvetleri'nce semalara çıkacak. 2) Türkiye'nin parasını ödediği 6 adet F-35 savaş uçağının teslimi hakkında yeni gelişme... 3) NATO Zirvesi öncesi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan önemli açıklamalar yaptı, ABD'nin Türkiye'ye uyguladığı savunma sanayi yaptırımlarının (CATSAA) kaldırılması yönünde Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın "güçlü bir iradesi" olduğunu söyledi.
RAPOR YAYINLANDI
Milli İstihbarat Akademisi (MİA), "Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye" başlıklı raporunu yayımladı. MİA Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, rapordaki önsözde, uluslararası güvenlik ortamının giderek öngörülebilirlikten uzaklaştığını, Rusya- Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran Savaşı'nın güvenliğin artık yalnızca askeri kapasiteyle üretilemeyeceğini açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti. NATO'nun da bu dönüşümün merkezinde yer aldığını belirten Köse, Ankara Zirvesi'nin NATO'nun yeni güvenlik çağında nasıl bir ittifak olmak istediğini gösterecek stratejik bir platform niteliği taşıdığını vurguladı. Köse, ayrıca NATO 3.0'ın başarısının, stratejik özerklik arayışlarının kolektif caydırıcılığı ve dayanıklılığı güçlendiren bir unsur olarak yönetilebilmesine bağlı olduğuna dikkati çekti. Uluslararası gelişmeler güvenlik anlayışını değiştirdi. MİA'nın raporunda, uluslararası güvenlik paradigmasının Soğuk Savaş sonrasının görece öngörülebilir yapısından uzaklaşarak çok eksenli, hibrit ve yüksek belirsizlik içeren yeni bir rekabet ortamına evrildiği ifade edildi. Raporda, bu gelişmeler doğrultusunda bilişsel güvenlik ile toplumsal dayanıklılığın ulusal ve kolektif güvenliğin ayrılmaz unsurları haline geldiği vurgulandı. Raporda, NATO'nun tarihsel gelişimi, Soğuk Savaş döneminin kolektif savunma anlayışı, kriz yönetimi ve alan dışı operasyonların öne çıktığı NATO 2.0 dönemi ile bugün tartışmaların odağında yer alan NATO 3.0 çerçevesinde ele alındı. Stratejik özerklik NATO 3.0 tartışmalarının merkezinde yer alıyor. NATO içindeki külfet paylaşımı tartışmasının artık yalnızca savunma bütçeleri üzerinden yürütülmediği ifade edilen raporda, tartışmanın "Hangi müttefikin hangi tehdide karşı hangi kabiliyeti geliştireceği", "Bu kapasiteyi ne ölçüde sürdürülebilir kılacağı" ve "Kriz anlarında hangi sorumluluğu üstleneceği" sorularına dönüştüğü kaydedildi.
KRİTİK BİR MÜTTEFİK
Bu çerçevede "külfet paylaşımı" ile "külfet kaydırma" yaklaşımlarının NATO 3.0 bağlamında öne çıktığı, ABD'nin stratejik önceliklerini Asya Pasifik'e yöneltmesiyle Avrupa güvenliğinde yeni bir sorumluluk dağılımının kaçınılmaz hale geldiği belirtildi. Stratejik özerkliğin NATO 3.0 tartışmasının merkezine yerleştiği vurgulanan raporda, müttefiklerin savunma sanayisi, teknoloji, enerji ve kritik altyapı alanlarında geliştirecekleri ulusal kapasitelerin, ortak planlama ve birlikte çalışabilirlik ilkeleriyle uyumlu olduğu ölçüde Türkiye, NATO 3.0 için kritik bir müttefik. Türkiye'nin NATO içindeki rolünü farklılaştıran en önemli unsurun doğu ve güney kanatlarının güvenlik gündemlerini eş zamanlı okuyabilmesi olduğu anlatılan raporda, Türkiye'nin, Karadeniz güvenliği, Rusya-Ukrayna dengesi ve Montrö rejimi üzerinden doğu kanadına, Suriye, Irak, Libya, Doğu Akdeniz, Körfez ve Orta Doğu kaynaklı riskler üzerinden ise güney kanadına aynı anda katkı sunduğu, NATO'nun 360 derece güvenlik anlayışının uygulamadaki somut karşılığını ürettiği ifade edildi.
SAVUNMA KAPASİTESİ
Türkiye'nin savunma sanayi kapasitesinin NATO'nun üretim ve sürdürülebilirlik gündemiyle doğrudan örtüştüğü belirtilen raporda, insansız hava araçları, mühimmat, elektronik harp, radar, deniz ve kara sistemleri, komuta-kontrol ile yapay zeka destekli karar mekanizmaları alanlarında geliştirilen kapasitenin, milli güvenliği güçlendirirken ittifakın toplam caydırıcılığına da katkı sunma potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Savunma sanayisinde "üç boyutlu derinlik" olarak tanımlanan nitelik, nicelik ve sürdürülebilirlik bütünlüğü açısından Türkiye'nin, NATO içinde kritik bir örnek oluşturduğuna değinildi. Raporda, Türkiye'nin operasyonel tecrübesi, hibrit ve asimetrik tehditlerle mücadelede sahip olduğu saha birikimi ve çok boyutlu diplomatik kapasitesinin yeni güvenlik ortamında önemli stratejik avantaj sağladığı belirtildi. İstihbarat paylaşımı ve istihbarat diplomasisinin, müttefikler arası güvenin ve kriz yönetiminin belirleyici araçlarından biri haline geldiği ifade edilen raporda, Milli İstihbarat Teşkilatının son yıllarda güçlenen operasyonel kabiliyetinin, Türkiye'nin NATO'ya sunduğu istihbarat katkısını daha da derinleştirdiği vurgulandı.
SONUÇ
Türkiye'nin NATO'nun yeni güvenlik anlayışının kavramsal ve stratejik çerçevesinin şekillenmesine katkı sunabilecek önemli aktörlerden biri olduğuna işaret edilen raporda, "360 derece güvenlik" yaklaşımının NATO planlama süreçlerine daha güçlü biçimde yansıtılması, savunma sanayisi işbirliğinin kurumsallaştırılması ve terörizmle mücadelede müttefik dayanışmasının güçlendirilmesinin öncelikli başlıklar arasında yer aldığı anlatıldı. Ankara Zirvesi'nin kalıcı anlamının müttefikler arasında bu başlıklarda üretilecek uyumla belirleneceği vurgulanan raporda, NATO'nun savunma harcamalarını kapasite üretimiyle ilişkilendirebildiği ve güvenilir bir ittifak olarak varlığını sürdürebileceği değerlendirildi.
