Türkiye'nin küresel ve bölgesel denklemdeki ağırlığını pekiştiren Mekke Ortak Savunma Anlaşması kanun teklifinin TBMM'ye sunulduğu, eş zamanlı olarak Doğu Akdeniz'deki kader birliğini mühürleyen Türkiye- Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından tarihi bir kararla onaylandığı stratejik bir günde, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in meclis grup kürsüsünden sokak, kaos ve ekonomik tetikçilik diline sarılarak "savaştayım" çıkışı yapması bir akıl tutulmasıydı. Bu tablo, muhalefetin kronikleşen "jeopolitik körlüğünü" bir kez daha deşifre etmişti. Özgür Özel'in kışkırtıcı konuşmasından bir gün sonra ise Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grubundan isim vermeden gerçekleştirdiği ezber bozan çıkışla, muhalefet aktörlerine meşruiyet sınırlarını, demokrasiyi ve "milli muhalefet" ahlakını bir dersle yeniden hatırlattı.
HASSAS BİR SÜREÇ
Erdoğan, muhalefeti kendi sığ limanlarında boğan, demokrasiyi ve "milli muhalefet" ahlakını adeta yeniden inşa eden tarihi bir ders verdi. Erdoğan, küresel ve bölgesel bir ateş çemberinden geçilirken iç cephenin sağlam tutulması gerektiğini her fırsatta dile getiriyor. Grup kürsüsünden muhalefet aktörlerine verilen bu son "ders", aslında demokratik sınırların milli menfaatlerle çelişmemesi gerektiği tezi üzerine kuruluydu. Erdoğan, "Demokrasi; ülkenin projelerinden habersiz, dünyanın gidişatını okuyamayan ve marazi bir 'iktidar zayıflasın da ülke ne olursa olsun' bencil zihniyetiyle yürütülecek bir süreç değildir" dedi ve şöyle konuştu: "Muhalefetin de en az iktidar kadar 'yerli ve milli' bir duruş sergilemesi, dışarıdan gelen örtülü operasyonları görebilmesi bir lütuf değil, milli bir görevdir." Cumhurbaşkanımızın "MİLLETİN KARDEŞLİĞİNDEN
ARTIK ELİNİZİ
ÇEKİN" cümlesi şüphesiz konuşmasının en keskin tonunu oluşturuyordu. Bu cümle; toplumsal kutuplaşmayı körükleyen, siyasi ranta dönüştürmek amacıyla toplumu mikro kimlikler veya yapay krizler üzerinden ayrıştırmaya çalışan politikalara dönük net bir uyarıydı. Erdoğan "Bu milleti kutuplaştırmaktan ve düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?" sorusuyla, Özgür Özel'in siyaset dilindeki doza yönelik sert bir sınır çizgisini ortaya koydu. Ve devamla, "Aziz milleti bölerek ve ötekileştirerek varacağı hiçbir yer olmadığını kabul etmesi gerektiğini" yüksek tondan vurguladı. Erdoğan'ın "bölgesel hassasiyet" ve Türkiye'nin çatışmalar karşısındaki duruşuna dair sözleri, Türkiye'nin artan bölgesel istikrarsızlıklar karşısında dengeli, temkinli ve proaktif bir dış politika izleme stratejisini yansıtıyor. Erdoğan, son konuşmalarında devamlı olarak Türkiye'nin etrafındaki krizlere dikkat çekiyor, ülkemizi bir "ateş çemberi" içinde olarak tanımlıyor. Bu süreçte kışkırtmalara gelmeyerek çatışmaların dışında kalmayı başardıklarını vurguluyor. TBMM AK Parti grup toplantısında da Başkan Erdoğan, "Bölgemizde önemli gelişmeler yaşanıyor. Hassas bir süreçten geçiyoruz" diyerek hassasiyetini gösterdi. Erdoğan bu cümlesiyle, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye'nin yakın coğrafyasındaki (Suriye, çatışma alanları ve sınır güvenliği riskleri) sıcak dinamiklere doğrudan atıfta bulundu. Özgür Özel'in geçtiğimiz günlerde sarf ettiği "Ben savaştayım. Ölümü de göze almışız, hapsi de..." minvalindeki çıkışı kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratmıştı. Erdoğan, aziz milletimizin hislerine tercüman olarak, "Geçenlerde bir tanesi çıkmış, şuursuzca 'savaştayız' diyor. Hırsı, aklını esir almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler, kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına göre nereden aklınıza esti bu savaş?" dedi. Erdoğan sorularıyla, muhalefetin hırslarının akıllarını esir aldığına işaret etti. Son günlerde gündemi meşgul eden fon tartışmaları ve usulsüz kazanç iddiaları üzerinden başta Özgür Özel ve sosyal medyada sürdürülen algı operasyonlarıyla namuslu insanların töhmet altında bırakılması da sert tartışmalara yol açmıştı. Başkan Erdoğan'ın "Milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa, namuslu insanlara yolsuzluk ithamında bulunmak da suçtur" çıkışı, eleştiri sınırları ile karakter suikastı arasındaki o kalın çizgiyi hatırlattı. "Çamur at izi kalsın" mantığıyla kamu görevlilerinin veya siyasilerin itibarlarını hedef alan hamleleri "FETÖ yöntemleri" olarak nitelendiren Erdoğan, "Siyaset aklına geleni fütursuzca söylemek değil; sözü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır" diyerek nezaket ve hukuk vurgusu yaptı.
STRATEJİK ÖZERKLİK
Başkan Erdoğan; Katil-Soykırımcı- Siyonist Netanyahu-İsrail'in Filistin-Gazze'ye yönelik saldırılarının anlaşmalara rağmen sürdüğünü, Lübnan'daki durumun endişe verici olduğunu ve İsrail'in Suriye'yi istikrarsızlaştırmaya çalıştığına dikkatleri devamlı çekiyor. İran'daki gerilimin henüz tam olarak dinmediğini, Yemen'deki Husi hareketinin "dost ve kardeş" olarak nitelendirdiği Suudi Arabistan'ı hedef alan saldırılarının bölgesel tansiyonu tırmandırdığını ifade ediyor. Erdoğan'ın bu açıklamaları, Türkiye'nin bölgesel krizlerde doğrudan taraf olmak yerine "stratejik özerklik" koruma çabasını göstermektedir. Rusya-Ukrayna savaşında hem Kiev hem de Moskova ile bağları koruyan denge politikası, Orta Doğu krizlerinde de benzer bir "sağduyu" arayışıyla sürdürülmek istenmektedir. Provokasyonlara gelinmediği vurgusu, askeri ya da siyasi olarak tırmandırılan gerilimlerde Türkiye'nin fevri hareket etmekten kaçındığının altını çizmektedir. Katil-Soykırımcı Netanyahu-İsrail'in Filistin ve Lübnan üzerindeki politikalarını eleştirirken, Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerini "kardeş" olarak tanımlaması, Türkiye'nin bölgesel krizlerde sadece bir seyirci değil, aynı zamanda bölgesel nizamı korumaya çalışan ve İslam dünyasının hassasiyetlerini gözeten bir aktör rolü üstlendiğini gösteriyor.
