Dünyanın en güçlü donanmasına sahip olabilirsiniz. Uçak gemileriniz, savaş uçaklarınız, binlerce kilometre ötedeki hedefleri vurabilecek füzeleriniz de olabilir.
Ama bütün bu gücünüz, dar bir boğazdan petrol tankerlerinin güvenle geçmesini sağlamaya yetmeyebilir.
Hürmüz Boğazı'nda yaşananlar bize bunu gösteriyor. ABD ile İran arasındaki savaş sekizinci ayını geride bırakırken, mücadelenin merkezinde artık yalnızca nükleer tesisler ve askerî hedefler bulunmuyor. Basra Körfezi'ni açık denizlere bağlayan Hürmüz, iki ülke arasındaki pazarlığın en önemli başlıklarından biri haline geldi. Savaş öncesinde dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu, bugün küresel ekonominin en hassas noktalarından biri.
İran bunun farkında. Washington da öyle. Ancak iki tarafın aynı gerçeği bilmesi, anlaşabilecekleri anlamına gelmiyor.
İNTERNET TEHLİKEDE
Son günlerde yaşananlara bakın. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ın İran'a gönderdiği mektup, yeniden diplomasi ihtimalini gündeme taşıdı.
Amerikan basınında mektubun görüşmeleri canlandırmayı amaçladığı yazıldı. Başkan Donald Trump ise mektubun tıbbi malzeme yardımıyla ilgili olduğunu söyledi. Aynı günlerde Washington'ın İran'a yönelik yeni askerî seçenekleri değerlendirdiğine ilişkin haberler de yayımlandı. Bir tarafta diplomatik mesajlar, diğer tarafta savaş hazırlıkları.
ABD, İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmak ve Hürmüz'de deniz ulaşımını güvence altına almak istiyor.
Tahran ise Amerikan ablukasının kaldırılmasını, yaptırımların sona ermesini ve bölgedeki çatışmaların durmasını talep ediyor.
İran, elindeki Hürmüz kozunu kolayca bırakmak istemiyor. Washington da baskı altında taviz veren taraf olarak görünmekten kaçınıyor. Aslında iki ülke de karşısındakinin ne kadar dayanabileceğini görmek istiyor. Ancak zaman geçtikçe savaşın faturası büyüyor. İran'ın en büyük avantajlarından biri coğrafyası.
Hürmüz'deki deniz trafiğini aksatma kapasitesi, Tahran'a askerî gücünün çok ötesinde bir etki sağlıyor. Çünkü bir petrol tankerinin geçememesi yalnızca o geminin sahibini ilgilendirmiyor.
Taşıma maliyetleri artıyor, sigorta primleri yükseliyor, enerji piyasaları sarsılıyor. Fakat İran açısından burada önemli bir sorun var. Tahran, petrol ticaretini baskı aracı olarak kullanırken kendi ihracatını da zora sokuyor.
Amerikan ablukası ve yaptırımlar ülkenin gelir kaynaklarını daraltıyor. Yani İran, rakibini sıkıştırmaya çalışırken kendi ekonomisinin de hareket alanını daraltıyor. Bu yöntem kısa vadede sonuç verebilir. Ancak bir ülkenin kendi gelir kaynaklarına da zarar veren baskıyı ne kadar sürdürebileceği tartışmalı.
Hürmüz'deki gerilimi daha da tehlikeli hale getiren yeni bir gelişme var. İran bağlantılı hesaplardan yayılan bir videoda, denizin altındaki internet kablolarının hedef alınabileceği mesajı verildi.
Yapay zekâyla hazırlanan görüntülerde, kabloların zarar görmesinin ardından Körfez ülkelerinde iletişim ve bankacılık sistemlerinin aksaması canlandırıldı.
Bunlar yaşanmış bir saldırının görüntüleri değil. Ancak verilmek istenen mesaj açık. Reuters'a konuşan iki üst düzey İranlı güvenlik yetkilisi de denizaltı iletişim kablolarına yönelik saldırı planlarının hazırlandığını ileri sürdü. Burada biraz durmak gerekiyor. Çünkü denizlerin altında yalnızca petrol ve doğal gaz hatları yok.
İnternet trafiğini taşıyan fiber optik kablolar da bulunuyor.
Bugün bir ülkeden diğerine gönderilen verilerin büyük bölümü bu kablolar üzerinden taşınıyor. Bankaların uluslararası işlemlerinden şirketlerin haberleşmesine kadar pek çok hizmet bu altyapıya dayanıyor.
Hürmüz'deki kabloların zarar görmesi dünya internetini tamamen durdurmaz.
Ancak Körfez ülkelerinin iletişim ve finans sistemlerinde ciddi aksamalara yol açabilir. Üstelik böyle bir saldırının İran'ın kendi bağlantılarını da etkileme ihtimali var. İşin düşündürücü tarafı da bu. İran, petrol ticaretinden sonra dijital iletişimi de pazarlığın bir parçası haline getirmek istiyor. Ancak karşı tarafın internetini kesmeye çalışırken kendi iletişimini de riske atabilir. 29 Ekim'de Brent petrolün varili yaklaşık 115 dolardan kapandı. Petrol fiyatlarındaki yükselişin Türkiye'yi nasıl etkilediğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Akaryakıt pahalanınca nakliye maliyeti artıyor. Nakliye pahalanınca pazardaki sebzenin, marketteki ürünün fiyatına kadar uzanan bir zincir oluşuyor. İzmir'den Ankara'ya yük taşıyan kamyoncu da Manisa'da üretim yapan sanayici de tarlasını süren çiftçi de bu gelişmelerden etkileniyor.
Hürmüz'ü haritada gösterdiğinizde Türkiye'den çok uzakta görünüyor. Ama orada yaşanan bir gelişmenin etkisi bazen ertesi gün akaryakıt istasyonunda karşımıza çıkabiliyor.
Bu nedenle meseleye yalnızca ABD ile İran arasındaki askerî hesaplaşma olarak bakamayız.
Türkiye gibi enerji ithal eden ülkeler için Hürmüz'deki her yeni gerilim, ekonomik açıdan yeni bir belirsizlik anlamına geliyor.
ABD SEÇİMLERİ
Önümüzde önemli bir tarih var. 3 Kasım'da ABD'de ara seçimler yapılacak. Uzayan savaş ve yüksek enerji fiyatları Amerikan iç siyasetinde de tartışılıyor.
Seçimlerden sonra Washington'ın nasıl bir yol izleyeceğini göreceğiz. Askerî baskı artabilir, diplomasi yeniden ağırlık kazanabilir.
Belki de iki yöntem bir süre daha birlikte yürütülecek.
Ancak ortada değişmeyen bir gerçek var. ABD'nin askerî üstünlüğü, İran'ın coğrafi avantajını ortadan kaldırmıyor. İran'ın Hürmüz üzerindeki baskısı da ülkenin ekonomik sorunlarını çözmüyor. Benim asıl merak ettiğim, iki ülkenin bu mücadeleyi ne kadar sürdürebileceği.
Çünkü savaş uzadıkça yalnızca cephedeki askerler değil, savaştan binlerce kilometre uzakta yaşayan insanlar da bedel ödüyor. Bir tarafta petrolünü satmaya çalışan İran, diğer tarafta deniz yollarını açık tutmak isteyen Amerika var. Arada ise tankerler, ticaret gemileri, denizaltı kabloları ve bütün bunlara bağımlı milyonlarca insan bulunuyor. Hürmüz'de bugün yalnızca gemilerin geçişi tartışılmıyor. Petrolün, ticaretin ve iletişimin geleceği de bu hesaplaşmanın içinde. Bir boğazı kapatarak dünyayı masaya oturtabilirsiniz. Ama o masadan ülkenizi daha güçlü kaldıracağınızın hiçbir garantisi yok.
