Günlük hayatın karmaşasında rutininize doğru yürüdüğünüzü düşünün. Okul, iş, belki bir sağlık sorununuzdan ötürü gün aşırı gittiğiniz hastane... Rutininiz ne ise gözünüzde onu canlandırın. Hızlı ama küçük adımlarla yürüyorsunuz kalabalık bir caddede. Diğer insanlar da tıpkı sizin rutininize yürüdüğünüz gibi ilerliyor, kimi gidiyor kimi ise geliyor... Önünüze baktığınız esnada birine omzunuz çarptı ve belli belirsiz 'kusura bakmayın' diye özür dilediniz. Ancak çarptığınız insan size dönüp bakmadı bile. Ne kadar aşina geliyor değil mi?
'KENDİ TELAŞLARIMIZ'
Unuttuğumuz ne çok nezaket var. En basitinden de yolda yürürken birine çarptığımızda af dilemek... Ancak bırakın af dilemeyi artık pek çok kişi dönüp bakmıyor bile kendisine çarpanın ne olduğuna. Belki bir çocuk, belki bir yaşlı, belki kucağında bebeği olan bir yetişkin, belki de bir sokak hayvanı... Ne önemi var ki bunların. Cansız saydığımız şeylere de çarptığımızda dönüp bakmak, af dilemeyi geçerek ne olduğunu merak etmek... Sahi ne ara bu kadar duyarsız olduk? Hislerimizin içi ne ara bu kadar boşaldı, ne ara bu kadar tepkisizleştik çevreye? Herkesin 'kendi telaşı'... 'Kendi yağımızda kavruluyoruz, yuvarlanıp gidiyoruz.' Eskiden de 'Kendi yağımızda kavrulup, yuvarlanıp gidiyorduk' ancak bu kadar duyarsız, belki yorgun ve dalgın değildik. Lütfen deyip öncelik istemek, birisine çarptığımızda af dilemek küçüğümüzden büyüğümüze zül gelmiyordu.
FARKINDA OLABİLMEK
Böyle anlattığımızda kulağa çok karışık geliyor olabilir. Ancak ne kadar karmaşık görünse de aslında nezaket ve etrafa duyduğumuz merak uzun cümleler kurmak, özel çaba göstermeye kendimizi zorlamak değil. Bazen sadece durmamız, bakmamız ve fark etmemiz gerekiyor. Hayatımız hızlanıyor. Hızlandıkça da bu küçük ancak mühim davranışları umursamaz oluyoruz. Ancak hala bir yerlerde çıkan birisi için kapıyı tutan, hala teşekkür eden, hala 'kendi sırasını' beklemeden sizi dinleyenler var... Belki eskiye -özlemini duyacağımız kadar- azaldılar, ancak hala varlar.
HATIRLAYIN...
Belki de yapmamız gereken esas şey eskiyi geriye getirmek değil, eskiyi ve eskideki güzel şeyleri hatırlamaktır. Çünkü asıl mesele nezaketin yok oluşu değil ona 'ayıracak vaktimizin olmadığını' sanışımız... Ancak birkaç saniyelik duraksama ve farkında oluş günümüzün bütün sertliğini, keşmekeşliğini yumuşatmaya yetebilir. Size güzel bir hafta dilerken, güne şu cümleyi bırakıyorum: "Bazı şeyler kaybolmaz, sadece biraz ilgi görmeyi arzular."
