• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
NATO’da Türkiye’nin en güçlü kozları

BÜLENT ERANDAÇ

NATO’da Türkiye’nin en güçlü kozları

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 05 Temmuz 2026

Dünyanın gözü ve kulağı Ankara'da. Dünyanın güvenlik ortamının öngörülebilirlikten uzaklaştığı, Rusya- Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran Savaşı'nın güvenliğin artık yalnızca askeri kapasiteyle üretilemeyeceğini açık biçimde ortaya koyduğu bir süreçte, NATO Zirvesi Ankara'da toplanıyor. Ankara Zirvesi'nde NATO'nun yeni güvenlik çağında nasıl bir ittifak olmak istediğini göstereceği, kolektif caydırıcılığı ve dayanıklılığının nasıl güçlendirileceğinin yol haritası çizilecek. Bu tarihi zirve, Türkiye açısından da sadece başarılı bir ev sahipliği değil; jeopolitiği, savunma sanayii, diplomatik ağırlığı ve bölgesel rolüyle yeni güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olduğunu gösterme fırsatı yaratacak. Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile yakın dostluğu bağlamında ABD Başkanı Trump, 7 Temmuz'da Ankara'da olacak. Trump ziyaretine Anıtkabir ile başlayacak ve ardından da Beştepe'ye geçecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump'ı Beştepe'de resmi törenle karşılayacak.

KRİTİK BAŞLIKLAR MASADA
Tören sonrası Erdoğan ve Trump'ın baş başa yapacakları görüşmenin, Türkiye-Amerika ilişkilerinde yeni bir dönemi açacağı ifade ediliyor. Erdoğan ile Trump arasında pek çok kritik başlık masada olacak: Milli muharip uçak KAAN'da kullanılacak 80 adet F110 savaş uçağı motorunun teslimi, Türkiye'nin F-35 programına geri dönüşü ve parasını ödediği 6 adet F-35 uçağının verilmesi, Savunma sanayi işbirliği ve Patriot hava savunma füzelerinin alımı, NATO'nun güney kanadında Türkiye'nin stratejik konumu, Katil Netanyahu- İsrail'in durdurulması, Gazze'de ateşkes süreci ve İsrail-İran gerilimi, Suriye'de Türkiye'nin güvenlik beklentileri, PKK/YPG konusunda Washington'dan beklenen adımlar ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, Rusya-Ukrayna savaşı, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'in güvenliği. Ankara Zirvesi'nin en dikkat çekici yönlerinden biri, savunma sanayiinin ilk kez liderler zirvesinin merkezine yerleşmesi. Bu durum Türkiye açısından ayrı bir önem taşıyor. Çünkü son yirmi yılda Türkiye savunma sanayiinde önemli bir üretim kapasitesi oluşturdu. Bu durumun hem NATO'nun ihtiyaçları hem de Türkiye'nin katkısı açısından önemli olduğu vurgulanıyor. Savunma sanayii kapasitesinin artırılması, yeni finans modelleri, ortak projeler ve yeni üretim hatları Avrupa'nın gündeminde. SETA, ROKETSAN ve ASELSAN iş birliğinde düzenlenecek "NATO Savunma Mimarisinin Yapıtaşı Olarak Türkiye'nin Savunma Sanayii" başlıklı panelde ise Türkiye'nin savunma sanayii kapasitesinin NATO'nun üretim, caydırıcılık ve birlikte çalışabilirlik hedefleriyle uyumu değerlendirilecek. Türkiye, 1952'de katıldığı NATO'da askeri açıdan hiçbir zaman kenarda kalan bir üye olmadı. Aksine, İttifak'ın kolektif savunma, kriz yönetimi ve işbirliğine dayalı güvenlikten oluşan üç temel görevinin tam merkezinde yer alıyor. Jeostratejik konumu, müttefik operasyonlarının planlanmasında ve yürütülmesinde ülkeye eşsiz avantajlar sağlıyor. Türkiye'nin, NATO'nun güneydoğu kanadındaki sarsılmaz dayanağı olmakla kalmayıp aynı anda bir Karadeniz gücü, bir Akdeniz aktörü, Kafkasya'da kilit bir paydaş, Orta Doğu diplomasisinde aktif bir katılımcı ve hızla yükselen bir savunma sanayii devi olduğu reddedilemez bir gerçeklik. Bu durum Türkiye'yi sıradan bir sınır ülkesi olarak değil, bölgesel güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Türkiye, Balkanlar'dan Güney Kafkasya'ya, Orta Asya'dan Orta Doğu ve Afrika'ya kadar uzanan son derece köklü bağlara sahip. Bu bağlar on yıllar boyunca diplomasi, ticaret, kalkınma iş birlikleri, kültürel temaslar ve güvenlik ortaklıklarıyla ilmek ilmek örüldü.

YETKİN ÜRETİCİ GÜÇ
Türkiye geride kalan yirmi yıllık süreçte, müttefik teknolojisi tüketen bir konumdan sıyrılarak başlı başına yetkin bir üretici güce dönüştü. İnsansız hava araçlarından deniz platformlarına, zırhlı sistemlerden füzelere, elektronik harp ve komuta-kontrol kabiliyetlerine kadar geniş bir yelpazede sergilediği atılım son derece çarpıcı. İttifak'ın savunma sanayii iş birliğinde çok daha kapsayıcı bir zemin inşa etmesi ve Türkiye'yi yalnızca işe geldiğinde kapısı çalınan harici bir tedarikçi olarak değil, sisteme güç veren asli bir paydaş olarak konumlandırması hiç şüphesiz kendi yararına olacak. Türkiye ile stratejik işbirliğini derinleştiren bir Avrupa'nın savunmada daha güçlü, diplomasi masasında daha güvenilir bir duruş sergilemesi ve Küresel Güney ile çok daha sağlam köprüler kurması kaçınılmaz. Avrupa ile yapıcı bağlarını koruyan bir Türkiye'nin ise refahını artırması, kurumsal yapısını güçlendirmesi ve küresel arenada çok daha etkili bir konuma erişmesi söz konusudur. Savunma Sanayii Forumu, ATO Congresium'da gerçekleştirilecek forumun açılışını Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yapacak. Foruma ABD ve Avrupa'nın dev savunma şirketleri ile savunma sanayisi şahlanmış Türkiye'nin 3 bine yakın şirketinin temsilcileri katılacak. NATO Genel Sekreteri Rutte, Forumda on milyarlarca liralık satış anlaşması yapılacağını belirtti. Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ortaklığında "Allies in Ankara" konferansını SETA düzenleyecek. Ankara Palas'ta düzenlenecek üst düzey uluslararası platforma; NATO üyesi ve ortak ülkelerden bakanlar, üst düzey yetkililer ve küresel güvenlik uzmanları katılacak. SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş, şu ifadeleri kullandı: "NATO Zirvesi'nin gündemindeki temel güvenlik meselelerini farklı ülkelerden karar alıcılar ve uzmanlarla ele alacağımız önemli bir fikir platformu sunulacak." Konferans kapsamında öne çıkan diğer oturumlar şunlardır: "Soğuk Savaş Sonrası Düzenin Ötesi: Stratejik Belirsizlik Çağında Yol Almak" başlıklı panelde büyük güç rekabetinin derinleştiği ve uluslararası düzenin temel kabullerinin sorgulandığı bir dönemde NATO'nun, bölgesel güçlerin ve küresel istikrarın geleceği tartışılacak. Forward Thinking ortaklığıyla düzenlenecek "MENA-Körfez Bölgesinde Sürdürülebilir Bir Geleceğe Doğru Adımlar" başlıklı yuvarlak masa toplantısında ise bölgede sürdürülebilir bir güvenlik mimarisinin imkanları değerlendirilecek.

SONUÇ
YAŞANAN gelişmeler, Türkiye'nin Avrupa-Atlantik coğrafyasının güvenliğindeki yapısal önemini daha da pekiştiriyor. NATO Ankara Zirvesi, müttefikler arasında kurulacak samimi, karşılıklı saygıya dayalı ve ufuk açıcı bir diyalogla söz konusu algı eksikliğini gidermek için eşsiz bir fırsat sunacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin, NATO Ankara Zirvesine stratejik konumu ve şahlanan savunma sanayii ile damga vuracağı öngörülüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.