Küresel satranç tahtasında Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın jeopolitik hamleleri sürüyor. Erdoğan'ın çok başarı ile geçen, jeoekonomik anlaşmalar yaptığı Güney Kore dönüşü yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin Asya-Pasifik / Kafkaslar / Ukrayna arasındaki jeopolitik bağları güçlendirme kararlılığını ortaya koydu. Seul dönüşünün hemen ardından Başkan Erdoğan'ın 8 Kasım'da Zafer Günü kutlama törenleri için Can Azerbaycan'ı ziyaret etme kararı "iki devlet tek millet" beraberliğinin sarsılmaz ittifakını tazeleyecek. Erdoğan, Güney Kore dönüşü uçakta gazetecilerin "Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde bir kriz mi var?" sorusına net bir dille yanıt vererek 8 Kasım Zafer Günü'nde Azerbaycan'ı ziyaret edeceğini açıkladı. Erdoğan'ın dikkat çekici açıklaması: "Bizim Azerbaycan'la ilişkilerimiz, klasik diplomatik temasların çok ötesindedir. İki ülkenin kopmaz bağı ortak tarihimizin, kültürümüzün, kaderimizin ve inşallah geleceğimizin ürünüdür. Türkiye ve Azerbaycan kardeşliğinin evelallah aşamayacağı hiçbir engel yoktur."
PUTİN'LE GÖRÜŞECEK
Erdoğan, Güney Kore ziyareti için havadayken Azerbaycan hava sahasına girdiğinde uçağın pilotu aracılığıyla kuleye ve doğrudan İlham Aliyev'e telsizden özel bir mesaj iletmişti. "Kıymetli Kardeşim" denilerek iletilen Erdoğan'ın bu jesti, havada ilan edilen sarsılmaz bir müttefiklik bildirisi ve "iki devlet tek millet" birliğinin ve liderler arasındaki uyumun en üst düzeyde teyidi niteliğindeydi. Erdoğan, dönüşünde de uçağı Azerbaycan hava sahasına girdiğinde doğrudan Aliyev'e çok sıcak bir "Dönüş Teşekkürü ve Refah" mesajı iletti. Gidiş yolculuğundaki 8 Kasım Zafer Günü tebrik mesajının ardından dönüş yolunda gökyüzünden çekilen bu ikinci şifreli mesaj da Erdoğan'ın şu sözleriyle tamamlandı: "Ziyaretimden dönüşümde, kardeş Azerbaycan halkına barış ve refah, zat-ı devletlerine (Ekselanslarına) ise güçlü bir sağlık ve mutluluk gibi en samimi dileklerimi iletmekten büyük memnuniyet duyuyorum." Bu mesaj, iki kardeş ülke arasındaki ebedi beraberliğe havada vurulan ikinci mühür oldu. Başkan Erdoğan, gökyüzü diplomasisi ile Türkiye düşmanı karanlık mahfillerin (Siyonistler ve aparatları) Can Azerbaycan ile ülkemiz arasında kurguladığı kirli-sinsi oyunları havada eritti. Rusya lideri Putin ile de görüşeceğini açıklayan Erdoğan, "Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy'nin Türkiye'ye cumartesi günü yaptığı ziyarette tüm gelişmeleri etraflıca görüşme fırsatımız oldu. Rusya-Ukrayna arasındaki bu savaşın sonlandırılması için müzakereler noktasında diplomasi yoluyla adımların atılmasının çok önemli olduğunu Sayın Zelenskiy'e ifade ettik, anlattık" dedi ve açıklamasına şöyle devam etti: "Türkiye olarak barışa giden yolu açmak için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Sayın Zelenskiy ile yaptığımız bu görüşmeden sonra şimdi Sayın Putin ile de bir görüşme yapmak suretiyle işin Rusya ayağını da ele alalım istiyoruz." Batı bloku ile Moskova arasındaki köprüleri açık tutabilen yegane NATO üyesi olan Türkiye, bu görüşmeyle "aktif tarafsızlık" ve "etkin arabuluculuk" rolünü kararlılıkla yürütüyor. Zelenskiy'den alınan doğrudan mesajların Putin'e aktarılacak olması, Ankara'yı olası bir ateşkesin mimarı konumuna getiriyor. Bu stratejik adımın anlamı; tahıl koridoru, esir takası ve nükleer güvenlik gibi somut başarıların ardından tarafları nihai bir müzakere masasına oturtabilecek küresel ölçekteki güvenilir diplomatik kanalın Türkiye olduğunu işaret ediyor. Erdoğan, ABD ara seçim sonuçlarının ardından yaptığı değerlendirmede köklü ve sağlam temellere dayanan Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni dönemde hem Amerikan yönetimiyle hem de Kongre kanadıyla diyalog içinde yürütüleceğini vurguladı. Erdoğan: "Seçim sonuçlarının Amerikan halkı için hayırlı olmasını diliyorum. Aynı zamanda bu sonuçların bölgemize ve dünya siyasetine yansımalarının olumlu olmasını temenni ediyorum. Şimdiden köşeli cümleler kurmak herhalde biraz erken olacaktır. Türk-Amerikan ilişkileri köklüdür ve sağlam temellere dayanır. NATO müttefiki ve uzun yıllara dayanan stratejik ilişkilere sahip iki ülkeyiz. Biliyorsunuz bölgemiz uzun zamandır çok çalkantılı bir süreçten geçiyor. Dört bir yanımızda savaşlar, çatışmalar, zulümler maalesef devam ediyor. Biz bölgemizin bir an önce huzura kavuşmasını istiyoruz. Seçim sonuçlarının coğrafyamızda kalıcı barışa ve istikrara katkı vermesi en büyük arzumuz. Bu amaçla hem Amerikan Yönetimiyle hem de Temsilciler Meclisi ve Senato'yla yakın diyalog halinde olmaya devam edeceğiz."
ABD'DE YENİ DÖNEM
ABD Başkanı Trump'ın (ara seçim sonrası) yeni döneminde dış politikanın ağırlık merkezinin özellikle İran, Ukrayna, Küba ve derinlikli olarak Asya-Pasifik eksenine yöneleceğine dair güçlü sinyaller geliyor. Bu sinyallerin arka planına bakılırsa Başkan Erdoğan-Trump liderler diplomasisinin küresel siyasetin en belirleyici dinamiklerinden biri olarak devam edeceğini gösteriyor. Trump'ın Ukrayna savaşını hızla bitirme arzusu, Erdoğan'ın Putin-Zelenskiy arasında kurduğu denge politikasıyla birebir örtüşüyor. Erdoğan'ın etkili rolü bağlamında, Trump'ın Rusya-Ukrayna arasında kesin ateşkesi sağlamasında Ankara ile yakın diyalog içinde olmasının çok yararlı olacağı değerlendiriliyor. Diğer taraftan Trump'ın İran'a yönelik geliştirmesi muhtemel "maksimum baskı" politikasına devam edeceği gözleniyor. İşte bu noktada, Başkan Erdoğan'ın tecrübeli bir lider olması ve Türkiye'nin güvenilir arabuluculuk özelliği sayesinde Türkiye; İran ile olan köklü komşuluk ilişkileri ve bölgesel ağırlığıyla Trump döneminde Washington ile Tahran arasında kriz yönetimini sağlayabilecek, gerilimi dengeleyecek en rasyonel aktör olarak öne çıkıyor. Erdoğan ve Trump arasındaki "liderden lidere diplomasi" modeli, Washington'ın bu zorlu dış politika ajandasında Türkiye'yi stratejik bir ortak ve kilit bir oyun kurucu olarak konumlandırdığı değerlendiriliyor. Türkiye'de Rusya ve Ukrayna'nın bir araya gelmesi oldukça güçlü bir ihtimal olarak gündemde. Son diplomatik gelişmeler ve liderlerin açıklamaları bu süreci destekler nitelikte. ABD ile İran arasında bir zirvenin de Türkiye'de düzenlenmesi güçlü bir olasılık olarak masada. Başkan Erdoğan ve Türkiye ev sahipliğinde gerçekleşebilecek iki kritik zirvenin önünü açıp açamayacağını önümüzdeki günlerde ve haftalarda görmemiz söz konusudur.
