• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Modern çağda bir irşad örneği

MEHMET DEMİRCİ

Modern çağda bir irşad örneği

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 06 Kasım 2026

Son yazıda Özcan Ergiydiren'in vefatından söz etmiştim. Mimar Özcan Bey Samiha Ayverdi'nin manevi evlatlarından idi. İkisi arasındaki yazışmalar "Mektuplar-8" adıyla Kubbealtı neşriyatı içinde çıktı. Oradan alıntılar yapacağım. Özcan Ergiydiren büyüğüne şöyle hitap eder:

"Kapınızda bir ömür geçti. Öyle bir ömür ki bin ömre bedel! Bunu yaşamamış olan herhangi bir kimseye anlatabilmek muhal ender muhal. Yağmur, nasıl şehre ovaya, dağa taşa hiçbir ayırım yapmadan; iyiye kötüye bakmadan yağar, serinletir, doyurur, temizlerse; işte öyle bizler de yıllar yılı sonu gelmez, akıl almaz rahmetlere mazhar olduk. Dile tarife gelmez güzellikleri, iyiliklerin son mertebesini, doğruların en doğrusunu gördük, bildik ve yaşadık. Maddi ve manevi rızıkları bize, güneşin doğması, ağacın meyve vermesi gibi, en tabii bir halde bol bol verdiniz, üstümüzden saçtınız."

ÖNCÜ NESİL

Ayverdi'nin Öğrencisi Özcan'a gösterdiği hedef önemli ve ilgi çekicidir, bir mektubundan: "Bugün Türk cemiyetine lazım olan, evvel emirde, vicdani, ahlaki, tarihi, milli ve dini prensipleri tanımak ve bunları, içtimai bünye içinde, işler ve yaşar hale getirecek merkezler kurmak, böylece de 'insan' yetiştirmektir."

Samiha Ayverdi Özcan Ergiydiren'in şahsında aradığı nesli bulmuştur: "Yürüdüğünüz yolun dikenlerini inşallah Cenab-ı Hak sizlerin eliyle kaldıracak ve hidayet yolcuları arkanızı takip edecektir. Çok şükür o gün yaklaştı. Nifak ve şirkin vatan ve iman düşmanlığının mat ve perişan olacağı zaman uzak olmasa gerek. Yeter ki, biz nefsimize uymayalım, tavrımızı, tutumumuzu değiştirmeyelim ve biz Hak hakikat yolcusuna düşen ihlas salabet, azim ve sebatla gerçeklerin öncülüğünü edelim."

MANİSA YANGINI

Özcan Ergiydiren'in 20 yıl önce yazdığı Hayali Cihan Değer adlı kitabında beni can evimden vuran bir tasvir var: Yunanlıların kaçıp giderken Manisa'yı yakmaları ve yangın sonrası şehrin perişan hali. Yazar, o kadar tabii ve canlı anlatımlar yapmış ki, kendinizi 1922 sonları Manisa'sında bulursunuz. Acılar, kederler, yoksulluk diz boyu. Yirminci asrın ikinci çeyreğinde de aynı sıkıntıların devam ettiği görülür. Ama, bu arada başka bir güzelliği fark edersiniz: İnsanımızın imanı, tevekkülü, dayanma gücü, hadiseleri teslimiyet ve soğukkanlılıkla karşılaması.

Yazar çocukluk günlerini şöyle özetler:

"Çocukluğum acılara ve yokluğa rağmen çok güzel geçti; neyimiz yoktu ki? Kuyumuz vardı, yaz boyunca buz gibi soğuk suyunu içerdik. Kuyu başında kocaman çınarımız vardı, gölgesinde oturup dama oynar, dallarına salıncak kurardık. Çeşit çeşit meyve ağaçlarımız, upuzun servimiz, yediveren asmamız ve pembe gülümüz vardı. Kuşlarımız vardı; kumrularımız, serçelerimiz, kırlangıçlarımız, bir çift leyleğimiz ve hiç görmediğimiz bir baykuşumuz vardı. Türbesinde yatarken bizi şefkat ve merhametle kucaklayan evliyamız Ayni Ali Sultanımız vardı. (…) Fal bakan, dilenen, davul zurna çalan çingenelerimiz, yaz-kış ince bir entariden başka bir şey giymeyen, eli çolak ayağı topal deli Zehra'mız, siğilleri iyileştiren fakat para almayan fakir bir kamburumuz, masallar anlatan Necibe Ninemiz vardı." (Devamı var)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.