• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Savaşsız bir dünya özlemi

FİLİZ ÖZKOL

Savaşsız bir dünya özlemi

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 28 Eylül 2026

Yaşam mücadelesi içinde yaptığımız mesleki çalışmalarımızı gözden geçirdiğimizde, birçoğumuzun sürekli olarak aynı işleri rutin biçimde sürdürdüğünü görürüz. Tüm dikkatimizi aynı ya da benzer görevlere uzun süre verdiğimizde, yapılan iş her ne olursa olsun sıkılmak kaçınılmaz oluyor. Rutin süren yaşamımıza küçük de olsa farklı dokunuşlar getirebilmek, bizi alışık olduğumuz zaman dilimlerinden uzaklaştırabiliyor. Yeni hobiler edinmek, çalışma ortamında ufak tefek yeni düzenlemeler yapmak, bir sonraki gün için bizlere yeni enerjiler verebiliyor. Yeni yerler keşfetmek için seyahat etmek, yeni insanlar tanımak için ilgi alanımıza uygun kurslara gitmek, monotonluktan ve can sıkıntısından kurtulmamıza yardımcı olabiliyor. Herkesin yeknesak bir şekilde sürdürdüğü, en yakın arkadaşının telefon ve sosyal medya olduğu günümüzde, ben de kontrollü bir şekilde bu çarkın içine katıldım. Yatma saatine yakın zamanlarda, bazı geceler telefonumda dünyayı gezen "YouTuber"ların videolarını izliyorum.

BİR YUDUM SU
Afrika ülkelerinin birinde yapılan bir gezi sırasında, suya ve gıdaya erişimin olmadığı bölgelerde yaşayan çocukların içler acısı hâllerini gördüm. Çıplak ayaklar, bir damla suya bile muhtaç insanlar, tozun toprağın içinde hayata tutunmak için çabalıyorlardı. İklimdeki şok değişimler, bölgesel çatışmalar ve zayıf altyapı gibi sorunların birleşmesiyle artan açlık ve su krizinin boyutları giderek ürkütücü seviyelere geliyor. O bölgelere ulaşabilen "sosyal yardım ekipleri", ellerinden geldiğince bu sefalet içindeki yaşama hayat vermeye çalışıyorlardı. Dünyada bu şekilde temiz suya ulaşamayan ve susuzluk nedeniyle sağlık sorunları yaşayan çok fazla çocuk var. Aşırı sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar nedeniyle kuruyan su kaynakları sebebiyle insanlar, kısıtlı suya ulaşmak için saatlerce yürümek zorunda kalabiliyorlar. Bu şekilde hijyenden uzak, kirli su tüketimi; kolera, ishal ve tifo gibi hastalıklara yol açarak çocuk ölümlerini artırıyor. Türk Kızılayı gibi yardım kuruluşları, derin su kuyuları benzeri çalışmalarla kalıcı su kaynağı projelerini yürüterek çözüm yolunda adımlar atıyorlar. Bu tür çözüm odaklı çalışmalar, bölgesel anlaşmazlıkların yarattığı çatışmalar ve savaşlar nedeniyle aksayabiliyor. Terk edilen tarım arazileri ve kapanan lojistik destek yolları, insani yardımların engellenmesine neden olabiliyor. Buna en güzel örneklerden biri Rusya-Ukrayna Savaşı'nda yaşandı. Bu iki devletin dünya buğday üretiminde ve ihracatında önde gelen ülkeler arasında olması, buğday krizinin yalnızca iki ülke arasında yaşanan bir sorun olmaktan çıkıp küresel bir gıda güvenliği sorununa dönüşmesine neden olmuştu. Ukrayna'nın en verimli ve en fazla buğday üretilen bölgelerini etkileyen çatışmalar, buğday lojistiğini aksatmıştı. Bu krizli günlerde, Türkiye'nin önemli girişimleriyle Birleşmiş Milletler nezdinde açılan "tahıl yolu" vasıtasıyla Ukrayna limanlarından buğday tedariki sağlanabilmişti. Savaş ve çatışmaların olduğu her yerde gıda ve su krizlerinin yaşanması kaçınılmazdır. Suya ve gıdaya ulaşımın başlı başına bir sorun olduğu Sudan, Somali ve Nijerya gibi bazı Afrika ülkelerinde meydana gelen bölgesel çatışmalar, iyi niyetli yardım kuruluşlarının çalışmalarını bile engelleyebiliyor. Etnik ve dinî nedenlerle başlayan anlaşmazlıkların yanında, toprak ve su kaynaklarının paylaşılmaması nedeniyle de istenmeyen çatışmalar meydana geliyor. Afrika'da, Sahra Altı olarak adlandırılan bölgede bulunan birçok ülkenin yeraltı su rezervleri bulunmasına rağmen, bölgesel çatışmalar yüzünden gerekli finansman da sağlanamıyor. Bu tür çatışmalar ve gece baskınları yüzünden sağlanamayan güvenlik nedeniyle tarım arazileri terk edilebiliyor, lojistik destek yolları kapanıyor ve insani yardımlar gerekli yerlere ulaşamıyor. Ayrıca Ortadoğu ve Avrupa'daki küresel çatışmalar yüzünden gübre, tohum, nakliye ve enerji maliyetleri artarak gıda ithalatına bağımlı olan bölge ülkelerini ekonomik olarak da zor duruma sokuyor. Dünyanın değişik bölgelerinde potansiyel savaş tehlikesini içinde barındıran ülkeler arasındaki veya aynı bölgedeki insanlar arasındaki anlaşmazlıklar, boyutu ne olursa olsun bir çatışmaya dönüştüğü anda yaşamı tehdit eden en büyük unsurlardan biri hâline geliyor. Özellikle Afrika'da, kırsal bölgelerde öyle yerler var ki kadınlar ve kız çocukları, evlerine su taşıyabilmek için 7-8 saate varan sürelerde yürümek zorunda kalıyorlar. En doğal yaşam hakkı olan beslenmeden mahrum kalmaları ve gıda yetersizliği nedeniyle çocuk ölümlerinin oranı yaklaşık yüzde 50'dir. Açlık ve kirli sular nedeniyle zayıflayan bağışıklık sistemleri, zatürre, ishal ve sıtma gibi hastalıklara karşı çocukları daha savunmasız hâle getiriyor. Gelişmiş ülkelerde bile yeterli su kaynakları mevcut olsa da iklimsel değişiklikler nedeniyle su kıtlığı ve kuraklıklar giderek daha yaygın hâle geliyor. Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) Eylül 2026 raporuna göre de nehirler, yeraltı suları ve buzullar gibi tatlı su kaynaklarında süregelen bozulma nedeniyle giderek artan su arzı krizleriyle karşı karşıya kalabiliriz. Hepimiz, savaşın ve çatışmaların havayı, toprağı ve su kaynaklarını kirlettiğinin, ekosistemin dengesini bozduğunun bilincinde olalım. Bir yudum suyun değerini bilerek kullanalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.