• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Trump’ın Tahran Netanyahu’nun Gazze hesabı

İSMAİL HAKKI DOSTOĞLU

Trump’ın Tahran Netanyahu’nun Gazze hesabı

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 07 Kasım 2026

Dünya siyasetinde bazen öyle gelişmeler yaşanır ki, birbirinden binlerce kilometre uzakta kurulan iki sandık aynı soruyu sordurur insana. Savaşın bedelini kim ödeyecek?- Bir tarafta Washington, diğer tarafta Tel Aviv... Birinde Donald Trump, diğerinde Binyamin Netanyahu. Trump'ın hesabında Tahran, Netanyahu'nun hesabında Gazze vardı. İki lider de askeri operasyonları ülkelerinin güvenliği açısından gerekli gördü. Her ikisi de savaşın yalnızca cephede değil, siyasette ve ekonomide de sonuçlar doğurduğu bir dönemde seçimlerle karşı karşıya kaldı. Ve şimdi iki ülkede de sandıktan çıkan rakamlar konuşuluyor. Aslında bu gelişmelerin en dikkat çekici tarafı, seçimlerin ardından Trump'ın yaptığı açıklamalardı. Çünkü Amerikan Başkanı, İran savaşının kendi partisinin kayıplarında etkili olduğunu kabul etti.

TRUMP'IN İRAN İTİRAFI
Amerika'da 3 Kasım'da yapılan ara seçimlerde Cumhuriyetçiler ağır bir yenilgi yaşadı. Demokratlar hem Senato'da hem de Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu elde etti. İki yıl önce yeniden Beyaz Saray'a dönen Trump, şimdi karşısında muhalefetin kontrol edeceği bir Kongre bulacak. Üstelik bu sonuçların ardından yalnızca Demokratlar değil, Cumhuriyetçilerin kendi içinden de İran savaşına yönelik değerlendirmeler geldi. Başkan Yardımcısı JD Vance, seçim kayıplarında İran savaşının etkisine dikkat çekti. Trump da bu değerlendirmeyi büyük ölçüde doğruladı. Savaşın benzin fiyatlarını artırdığını, seçmenin kısa vadede bunun bedelini ödemek istemediğini söyledi. Ancak bir noktada geri adım atmadı. İran'ın nükleer silah sahibi olmasını önlemek için aynı kararı yeniden vereceğini belirtti. İşte üzerinde düşünülmesi gereken mesele tam da burada başlıyor. Bir devlet başkanı, savaşın ekonomik sonuçlarının kendi partisinin seçim kaybetmesinde etkili olduğunu kabul ediyor. Ama aynı zamanda savaş kararını savunmaya devam ediyor. Elbette Amerika'daki seçmenin tercihini yalnızca İran savaşıyla açıklamak mümkün değil. Hayat pahalılığı, ekonomi, göç politikaları ve iç siyasi tartışmalar da sandığın sonucunu etkiledi. Ancak savaşın siyasi maliyetinin bizzat Beyaz Saray tarafından kabul edilmesi, başlı başına önemli bir gelişme. Çünkü savaşın faturası yalnızca askeri harcamalarla sınırlı kalmıyor. Petrol fiyatlarına, ulaşım maliyetlerine, market raflarına ve insanların günlük hayatına kadar uzanıyor. Washington'da alınan bir kararın bedeli, binlerce kilometre uzakta yaşayan insanları etkilediği gibi Amerikan seçmeninin cebine de yansıyor.

15 SANDALYE
İsrail'de ise 27 Ekim'de yapılan seçimler Netanyahu açısından yeni bir siyasi tablo ortaya çıkardı. Netanyahu'nun partisi Likud, 27 milletvekiliyle parlamentonun en büyük partisi oldu. Ancak asıl mesele tek başına Likud'un kazandığı sandalye sayısı değil. Netanyahu'yu destekleyen iktidar blokunun önceki parlamentoda 68 olan sandalye sayısı 53'e geriledi. Tam 15 sandalye kaybı... İsrail'de hükümet kurabilmek için 120 sandalyeli parlamentoda en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Netanyahu'nun bloku ise bu sayının sekiz sandalye gerisinde kaldı. Gadi Eisenkot'un liderliğindeki muhalefet bloku 48, Arap partileri ise 19 sandalye kazandı. Özellikle Arap partilerinin önceki parlamentoda 10 olan toplam sandalye sayısını 19'a yükseltmesi dikkat çekici. Ancak İsrail'de yalnızca sandalye sayılarını toplamak hükümet kurmak için yeterli değil. Partiler arasındaki siyasi anlaşmazlıklar ve koalisyon tercihleri de belirleyici. Netanyahu'nun siyasi geleceği henüz kesinleşmiş değil. Ama bir gerçek var. Gazze savaşının ardından sandığa giden İsrail'de mevcut iktidar bloku parlamentodaki çoğunluğunu koruyamadı. Üstelik bu sonuç, Netanyahu'nun yıllardır siyasetinin merkezine yerleştirdiği güvenlik politikalarının da yeniden tartışılmasına neden oluyor. Gazze'de yaşananlar, İran'la çatışmalar, rehineler meselesi, güvenlik kaygıları ve ülke içindeki siyasi kutuplaşma... Bütün bunlar İsrail seçmeninin önündeki meselelerdi. Elbette Netanyahu'ya oy vermeyen herkesin savaş karşıtı olduğunu söyleyemeyiz. Ancak seçim sonucu, güvenlik söyleminin tek başına parlamentoda çoğunluğu korumaya yetmediğini gösteriyor.

TAHRAN'DAN MESAJ
Amerikan seçimlerinin ardından İran'dan gelen açıklamalar da dikkat çekiciydi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Amerikan seçmeninin savaş karşıtı bir tutum ortaya koyduğu değerlendirmesinde bulundu. Tahran yönetimi, Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarını kendi siyasi söyleminde kullanmaya başladı. Bu açıklamaların İran'ın bakış açısını yansıttığını unutmamak gerekiyor. Trump hâlâ Amerika Birleşik Devletleri Başkanı. Kaybettiği seçim de kendi aday olduğu bir başkanlık seçimi değil. Ancak Washington'daki siyasi dengelerin değişmesi, yalnızca Amerikan iç siyasetini ilgilendirmiyor. İran'dan İsrail'e, Avrupa'dan Körfez ülkelerine kadar pek çok başkentte yeni Kongre'nin dış politikaya etkileri tartışılıyor. Çünkü savaşın yalnızca askeri değil, diplomatik sonuçları da var. Cephede atılan bir adım, bazen müzakere masasındaki dengeleri değiştiriyor. Sandıktan çıkan bir sonuç ise bazen cephedeki hesapları yeniden gündeme getiriyor. Ben yıllarca savaş bölgelerinde görev yaptım. Kosova'da, Afganistan'da, Irak'ta, Suriye'de, Libya'da ve daha pek çok çatışma bölgesinde insanların yaşadıklarına şahitlik ettim. O nedenle savaş kelimesi benim için yalnızca haritaların üzerinde gösterilen askeri harekâtlar, ateşlenen füzeler ya da televizyon ekranlarında açıklanan operasyon sonuçları değil. Ben savaşın geride bıraktığı insanları da gördüm. Yıkılmış evleri... Yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan aileleri... Bir daha eskisi gibi olmayacak hayatları... Savaş bölgelerinde görev yapan bir kameraman olarak şunu çok iyi öğrendim: Cephede yaşananlarla başkentlerde anlatılanlar her zaman aynı değil. Başkentlerde askeri hedefler, güvenlik politikaları ve stratejik kazanımlar konuşuluyor. Oysa savaşın yaşandığı yerde insanların çok daha basit beklentileri var. Sabah uyandığında evinin yerinde olduğunu görmek. Çocuğunu güvenle okula göndermek. Akşam ailesiyle aynı sofraya oturabilmek. Bunlar bizim günlük hayatımızın sıradan parçaları olabilir. Ama savaşın ortasında yaşayan insanlar için bazen ulaşılması en zor şeyler hâline geliyor. İşte bu yüzden savaşın sonuçlarını yalnızca askeri başarılarla değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Bir savaşın sonunda kaç hedefin vurulduğu kadar, kaç insanın evine dönebildiğine de bakılması gerektiğini düşünüyorum.

SANDIĞIN ANLATTIĞI
Trump'ın partisinin Kongre'deki çoğunluğunu kaybetmesiyle Netanyahu'nun parlamentodaki çoğunluğunu yitirmesi aynı siyasi olay değil. Amerika'da seçmenler ekonomi, yönetim ve dış politika üzerinden tercih yaptı. İsrail'de ise güvenlik kaygıları, siyasi kutuplaşma ve koalisyon dengeleri belirleyici başlıklar arasındaydı. Ancak iki ülkedeki seçimler ortak bir tartışmayı gündeme getirdi. Savaş döneminde alınan kararların siyasi bedeli nasıl hesaplanacak? Trump İran savaşını savunmaya devam ediyor. Netanyahu da Gazze ve bölgesel güvenlik politikalarının arkasında duruyor. Buna karşılık iki liderin de önünde artık farklı parlamento dengeleri bulunuyor. Bundan sonra alınacak kararların yalnızca askeri sonuçları değil, ekonomik ve siyasi etkileri de daha fazla tartışılacak. Çünkü savaşın maliyetini hesaplamak için yalnızca savunma bütçelerine bakmak yetmiyor. Yükselen petrol fiyatlarına, bozulan ekonomilere, yerinden edilen insanlara ve kaybedilen hayatlara da bakmak gerekiyor.

ASIL HESAP NEREDE?
Bugün Trump'ın önünde Tahran meselesi duruyor. Netanyahu'nun önünde ise Gazze'nin geleceği, bölgesel güvenlik ve hükümet kurma mücadelesi var. İki liderin de siyasi hesapları devam ediyor. Ama benim aklımda başka bir soru var. Gazze'de evini kaybeden insanların hesabı ne olacak? İran'da savaşın ortasında kalan ailelerin yaşadıkları nasıl telafi edilecek? Savaş nedeniyle hayatı değişen milyonlarca insanın geleceği nasıl kurulacak? Bir gün savaş biter. Silahlar susar. Diplomatlar masaya oturur, anlaşmalar imzalanır. Belki yeni hükümetler kurulur, yeni liderler gelir. Ama savaşın bıraktığı izler öyle kolay silinmez. Ben buna yıllarca şahitlik ettim. O nedenle Washington'daki ya da Tel Aviv'deki siyasi hesaplardan çok, savaşın sonunda geride kalan insanların hayatlarını önemsiyorum. Çünkü sandıkta kaybedilen bir sandalye, başka bir seçimde geri kazanılabilir. Kaybedilen siyasi çoğunluk yeniden elde edilebilir. Ama savaşta kaybedilen bir insanın geri dönüşü yok. Ve bana kalırsa savaşın en ağır faturası da tam olarak budur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.