• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Obez dünya için bir umut!

ZEKİ HOZER

Obez dünya için bir umut!

zeki.hozer@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 17 Ekim 2026

Obezite terimi, çağımızın tüm toplumlarını bir pandemi niteliğinde etkisi altına alan en önemli sağlık sorunlarından birini tanımlamak için kullanılıyor. Üstelik bu sağlık sorunu, uzun yıllar bir anormallik ya da tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak da algılanmadı. Bunun en önemli nedeni, beslenmenin doğal bir unsur olmasıdır.
Çünkü doğumdan ölüme kadar yaşamın hepimiz için vazgeçilmez bir gerekliliği, beslenme ihtiyacıdır. İnsanlar ya da diğer canlılar doğar, gelişerek büyür ve bunun en önemli kaynağı beslenmedir.
Gerekli besin öğeleri olmadan yaşamın devamlılığı mümkün değildir. Burada anahtar cümle, "dengeli ve yeterli bir miktar çerçevesinde beslenebilme" becerisidir. Beslenme ile karın doyurma bambaşka şeylerdir. Kişinin yaşı, günlük aktivitesi, hastalıkları ve daha birçok unsurun yanı sıra her bireye özgü fizyolojik ve genetik özellikler, günlük besin ihtiyacını farklılaştırır. Sağlıklı bir bünye, normal ihtiyaç ile alınan besin arasındaki dengede saklıdır. Kabaca, vücut ağırlığının erkeklerde yüzde 15-18'i, kadınlarda ise yüzde 20-25'i yağ dokusundan oluşurken obez bireylerde bu oran yüzde 25-30'u aşmaktadır.
Genel olarak şunu ifade edebiliriz: Günlük olarak besinlerle aldığımız enerji, harcadığımızdan fazla olduğunda vücutta harcanamayan fazla enerji yağ olarak depolanacaktır.

BEDEN KİTLE ENDEKSİ
Obezite konusunda kendi durumumuzu tespit etmek için en sık kullanılan basit bir yöntem var:
Beden Kitle İndeksi (BKİ). Kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilen bir değerdir.
Örneğin boyunuz 1,80 metre, kilonuz da 95 kilogram olsun. Bu durumda beden kitle indeksiniz 95 / (1,80 × 1,80) işlemiyle hesaplanır.
Yani 95 / 3,24 = 29,32 sonucuna ulaşılır. Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına göre değerler, 25 ve üzerine çıktığında sorunlu kabul edilmeye başlıyor.
25-29,99 arası fazla kilolu (pre-obez) dönem olarak sınıflandırılıyor. 30 ve üzerindeki değerler ise obezite olarak kabul ediliyor. Obezite kendi içinde üç dereceye ayrılıyor ve 40 ve üzerindeki değerler III. derece obezite kapsamında değerlendiriliyor.
Obezite üzerinde bu kadar önemle durulmasının nedeni, birçok hastalığa zemin hazırlamasıdır.
Kardiyovasküler, endokrin ve gastrointestinal sistemler başta olmak üzere, psikososyal durum da dahil olmak üzere neredeyse tüm vücut sistemlerinin çalışmasını olumsuz etkiliyor. Bilinen tanılar üzerinden gidersek hipertansiyon, diyabet, koroner kalp hastalıkları, bazı kanser türleri, osteoartrit, safra sistemi hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi sorunlar karşımıza çıkıyor. Gelinen noktada Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi verileri, Avrupa'da yılda bir milyon ölümün obeziteyle ilişkili sorunlar nedeniyle gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Aynı kurum, Avrupa'daki okul çağı çocuklarında obezite oranının yüzde 35'lere kadar yükseldiğini gösteriyor. Yine de ABD bu konuda önde gelen ülkeler arasında yer alıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin (CDC) araştırmaları, ülkedeki obezite oranının yüzde 35'i geçtiğini belirtiyor. Obezite tedavisinde şimdiye kadar diyet, egzersiz, yaşam biçimi değişiklikleri, bazı ilaçlar ve cerrahi yöntemler kullanılageldi. Ancak obeziteye neden olan birçok faktörün bulunması, tedavi sürecini karmaşık hâle getiriyor. Dolayısıyla zor ve uzun bir tedavi süreci söz konusu olabiliyor.

ZAYIFLAMA İĞNELERİ
Şimdilerde "mucizevi" bir tedavi yöntemi olarak zayıflama iğneleri gündemde. Yeni nesil obezite ve zayıflama iğneleri başlığı altında değerlendirilen GLP-1 reseptör agonistleri ya da GIP/GLP-1 reseptör agonistleri, daha çok ticari isimleri olan Ozempic, Wegovy ve Mounjaro ile biliniyor.
İlaçların içindeki semaglutid ve tirzepatid gibi etken maddeler, beyindeki tokluk merkezini etkileyerek iştahı azaltıyor ve mide boşalmasını geciktirebiliyor.
Dolayısıyla kalori alımı azalıyor. Obezite tanısının yanı sıra diyabet, hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi ek hastalıkları ve metabolik sorunları olan kişiler, hekim kontrolünde bu tedaviyi alabiliyor.
Hamileler ve emziren anneler ile bazı hastalıkları olan kişiler (örneğin medüller tiroit kanseri öyküsü bulunanlar ya da ciddi mide-bağırsak hastalıkları olanlar) için bu ilaçlar uygun olmayabilir. Mide bulantısı gibi hafif yan etkilerin yanı sıra pankreatit gibi ciddi yan etkiler de görülebiliyor.
Son beş yılda bu iğneleri kullananların sayısı neredeyse beş kat artmış durumda. Hâlen 100 milyon kişinin bu ilaçları kullandığı tahmin ediliyor.
Vaka serilerinde ortalama 10 ila 25 kilogramlık kilo kaybı raporları bulunuyor. Dolayısıyla dünyada bu ilaçlarla toplamda 1 milyar kilogram verilmiş olduğu öne sürülüyor. ABD'de yapılan bir araştırma, yetişkinlerin yüzde 11-12'sinin, yani yaklaşık 30-35 milyon kişinin bu ilaçları denediğini gösterdi.
Sadece İspanya'da yıllık satılan ünite sayısının 4,8 milyona ulaştığı belirtiliyor. Bu pazarın 200 milyar dolarlık ciroya ulaştığı da öne sürülüyor. Bir de doktor onayı olmadan ya da reçetesiz kullanım ihtimalini düşünmek gerekiyor. Bir çılgınlık gibi devam eden bu eğilim, her ne kadar tıbbi açıdan kronik bir hastalığa karşı güçlü bir silah olarak görünse de riskler ve etik sorunlar dahil birçok problemi bünyesinde taşıyor. Bu tür yeni nesil ilaçların bilimsel araştırmaları ve hayat boyu sürebilecek etkilerini ortaya koymaya yönelik incelemeler devam ediyor.
Son noktada, obezite sorunu yaşayan insanlar bu tedaviyi düşünüyorsa mutlaka doktor kontrolünde ve hekim önerisi doğrultusunda hareket etmelidir. Makalemizi bu uyarıyla tamamlayalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.