• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Insanlar hakkında peşin hüküm mü veriyoruz?-2

AYSUN METE

Insanlar hakkında peşin hüküm mü veriyoruz?-2

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 17 Ekim 2026

İnsan her zaman en derindeki duygusunu doğrudan söyleyemiyor. "Kendimi yalnız hissettim" demek yerine, "Ben burada her şeyi tek başıma yapıyorum, sen hiçbir şeyi umursamıyorsun" diyebiliyoruz. Oysa bu sert cümlenin altında belki de çok daha basit bir ihtiyaç var: "Biraz desteğe ihtiyacım var." "Bunu tek başıma taşımak istemiyorum." "Yanımda olduğunu hissetmeye ihtiyacım var." Öfke öne çıktığında, cümlenin altında kalan ihtiyaç görünmez hale geliyor. Karşımızdaki insan da yalnızlığımızı değil, kendisine yöneltilen suçlamayı duyuyor.
Sonra o da kendisini savunmaya başlıyor: "Ben hiçbir şey yapmıyor değilim." "Abartıyorsun." "Sen de her şeyi büyütüyorsun." Ve bir bakıyoruz, biri yalnız hissediyor, diğeri haksız yere suçlandığını düşünüyor. İkisi de kendi acısını anlatmaya çalışırken diğerinin acısını duyamıyor. Belki de bazen tartışmayı değiştiren şey daha güzel kelimeler bulmak değil, öfkenin altında aslında ne olduğunu fark etmek. "Beni neden çağırmadın?" sorusunun altında "Senin hayatında benim için hâlâ bir yer var mı?" olabilir. "Benim fikrimi neden önemsemiyorsun?" cümlesinin altında "Katkımın görülmesine ihtiyacım var" duygusu bulunabilir. Duyguyu bulmak, yaşanan davranışı mazur göstermek anlamına gelmiyor. Sadece bizi gerçekten neyin yaraladığını anlamaya çalışmak anlamına geliyor.

SORU SORUYOR GİBİ
"Sen beni hiç düşündün mü?" "Bunu seven bir insan yapar mı?" "Ben senin için gerçekten önemli miyim?" "Neden hep kendini düşünüyorsun?" Bunlar soru gibi görünüyor. Fakat çoğu zaman cevaplarını zaten içlerinde taşıyorlar. "Beni düşünmedin." "Beni sevmiyorsun." "Senin için önemli değilim." "Bencilsin." Gerçek bir soru ise cevabın bizim düşündüğümüzden farklı olmasına da izin verir.
"Dün karar verirken aklından ne geçti?" "Bu durumun beni nasıl etkileyebileceğini düşündün mü?" "Sen bu olayın içinde ne hissettin?" Bunları sormak, haklı olduğumuzdan vazgeçmek değil.
Karşımızdaki insanın gerçeğini de duymaya biraz alan açmak.
Çünkü birini gerçekten dinlemek, yalnızca konuşmasına izin vermek değil. Vereceği cevabın bizim kafamızda kurduğumuz hikâyeden farklı olabileceğini de kabul edebilmek.

NİYET OKUMA
Yakın olduğumuz insanları tanıdığımızı düşünüyoruz.
Bu yüzden bazen onların ne düşündüğünü de bildiğimizden emin oluyoruz. "Bunu beni kıskandırmak için yaptın." "Özellikle canımı yakmak istedin." "Beni susturmak için böyle söyledin." Belki gerçekten öyle olabilir. İnsanlar zaman zaman birbirlerini incitmek için bilinçli davranabilir. Fakat her durumda niyeti bildiğimizi varsaydığımızda, karşımızdaki insana kendi niyetini anlatacak bir alan bırakmıyoruz. Geç cevap verdiğinde artık ilgilenmediğini, sessiz kaldığında bizi cezalandırdığını, başka biriyle konuştuğunda onu bizden daha önemli bulduğunu düşünebiliyoruz.
Bazen yorumumuz doğru çıkıyor.
Ama doğru çıkması, onu daha baştan gerçek kabul etmemizi gerektirmiyor. "Böyle olduğunda beni önemsemediğini düşündüm.
Bunun gerçekten senin niyetin olup olmadığını bilmek istiyorum." Bu cümlede kendi düşüncemizi saklamıyoruz. Ama karşımızdaki insana da cevap verecek bir alan bırakıyoruz.

"BEN DİLİ"
İlişkilerde sık sık "Ben dili kullanın" deniyor. Bence bu çok değerli bir yaklaşım, fakat cümlenin başına "Ben" koymak tek başına yeterli değil. "Ben senin bencil olduğunu düşünüyorum." "Ben senin beni sevmediğini hissediyorum." "Ben senin değişmeyeceğine inanıyorum." Bunların hepsi hâlâ karşımızdaki insan hakkında hüküm içeriyor.
Daha farklı bir yerde ise kendi deneyimimizi anlatıyoruz: "Bu olduğunda kırıldım." "Şu anda kendimi güvende hissetmiyorum." "Bu davranış tekrarlandığı için sana inanmakta zorlanıyorum." "Bu ilişkide daha fazla açıklığa ihtiyacım var." Fakat sağlıklı iletişim, sürekli yumuşak görünmek uğruna sınırlarımızı ortadan kaldırmak da değil. Bazen çok açık konuşmamız gerekiyor: "Bu davranışı kabul etmiyorum." "Bana böyle konuşulmasına izin vermeyeceğim." "Bu tekrar ederse bu ilişkinin içinde kalmak benim için mümkün olmayacak." Bunlar da kişinin karakterine saldırmadan kendi sınırımızı anlatan cümleler. Amaç öfkeyi yok etmek değil. Öfkenin aşağılamaya ve hükme dönüşmeden ifade edilebilmesi.

YETMEYEBİLİR
Bazen ilişkilerde bütün sorumluluğu doğru iletişime yüklüyoruz. Sanki doğru kelimeleri bulduğumuz anda bütün sorunlar çözülecekmiş gibi. Oysa iletişim iki kişilik. Bunu da hatırlayalım!
Biz ne kadar açık, sakin ve dikkatli konuşursak konuşalım, karşımızdaki insan dinlemek istemiyorsa, söylediğimiz her duyguyu "abartı" olarak görüyorsa ya da konuşmayı yalnızca kendisini savunmak için kullanıyorsa, en doğru cümle bile tek başına ilişkiyi değiştirmeyebilir.
Bu da önemli bir ayrım.
Kendimizi daha iyi anlatmaya çalışmak bizim sorumluluğumuz.
Fakat duyulabilmek için kusursuz cümleler kurmak zorunda değiliz.
Karşımızdaki insanın da dinlemek, anlamaya çalışmak, gerektiğinde soru sormak ve kendi payına düşeni görmek gibi bir sorumluluğu var. Bazen "Bunu daha güzel söyleseydin anlardım" cümlesi gerçekten iletişimle ilgili olabilir.
Bazen de söylenen şeyin kendisiyle yüzleşmemek için kullanılan bir savunmaya dönüşebilir. Bu yüzden her tartışmada yalnızca "Ben bunu nasıl daha iyi söyleyebilirdim?" diye düşünmek yerine, "Karşımızdaki insan gerçekten duymaya açık mı?" sorusunu da sormak gerekiyor.

DÖRT SORU...
Belki bir sonraki tartışmada kendimize dört küçük soru sorabiliriz:
Gerçekte ne oldu? Ben ne hissettim? Olay hakkında nasıl bir yorum yaptım? Şimdi karşımızdaki insandan gerçekten ne istiyorum? Örneğin, "Toplantıda fikrimi söyledim ve kimse cevap vermedi" olan şey. "Dışlanmış hissettim" benim duygum. "Kimse fikrimi önemsemiyor" benim yorumum. "Fikrimin neden dikkate alınmadığını anlamak ve bu konuda geri bildirim almak istiyorum" ise ihtiyacım.
Bunları birbirinden ayırdığımızda konuşmanın tonu değişebiliyor.
Belki cümlemizi şöyle kurabiliriz:
"Şu olay olduğunda bunu şöyle yorumladım. Bu yüzden böyle hissettim. Aslında ihtiyacım olan şey buydu. Senin tarafından nasıl göründüğünü de duymak istiyorum." Bu yöntem her tartışmayı çözmüyor. İnsan ilişkilerinin formülü yok. Fakat en azından karşımızdaki insanın bütün kişiliğine karar vermeden kendi gerçeğimizi anlatmamıza yardımcı oluyor.
Çünkü bir insanın davranışını konuştuğumuzda hâlâ konuşacak bir alan var. Bütün kişiliğine karar verdiğimizde ise geriye çoğu zaman savunma kalıyor. Belki bir sonraki tartışmada kendimize sadece şunu sormak bile yeterli:
"Şu anda yaşadığım duyguyu mu anlatıyorum, yoksa bu duygudan yola çıkarak karşımda duran insanın kim olduğuna mı karar veriyorum?" Çünkü "Buna kırıldım" demek bizi zayıflatmıyor.
"Bana ihtiyacım olan desteği vermediğinde kendimi yalnız hissettim" demek değerimizi azaltmıyor. "Beni görmeni ve duymanı istiyorum" diyebilmek de bir ilişkide güçsüz olmak anlamına gelmiyor. Belki de ilişkilerde asıl mesele, her zaman doğru cümleyi bulmak değil.
Kendi duygumuzla karşımızdaki insan hakkında verdiğimiz hükmü birbirinden ayırabilmek. Çünkü bazen en sert sözlerimizin altında çok daha sade bir cümle saklanıyor.
Ve belki de bir ilişkide bırakabileceğimiz en değerli alan, birbirimizi hemen yargılamadan önce birbirimizi gerçekten anlamaya çalıştığımız o küçük alan.
Peki siz bir tartışmanın ortasında kendinizi anlatırken, duygunuzu mu söylüyorsunuz, yoksa karşınızdaki insanın niyetine çoktan karar vermiş mi oluyorsunuz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.