Uzun süredir yerinde sayan faizler enflasyondaki artış sonucunda burnunu hafifçe yukarı kaldırdı. Enflasyondaki artışın geçici olduğuna inanan piyasa aktörleri Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın karamsar diyebileceğimiz açıklamaları ile adeta tatlı faiz rüyasından uyanmak zorunda kaldı. Bu hafta içinde yüzde 8.97-9.00 bandında dalgalanan gösterge bileşik faizler yüzde 9.45'lere kadar yükseldi. En son faizler geçen yıl Aralık ayında yüzde 9.55 olmuştu.
Önce Merkez Bankası Başkanı'nın piyasa aktörlerini tedirgin eden açıklamasında nasıl bir mesaj verdiğini hatırlayalım. Enflasyon bu yılın ikinci ve üçüncü çeyreklerinde de yüksek seyrini sürdürebilir ve ancak 2011 yılında hedefe yaklaşma söz konusu olabilir. Aslında Merkez Bankası Para Politikası Kurulu son yaptığı toplantıya ait tutanakları yayımladığı 26 Şubat tarihli notunda "Son enflasyon oranındaki artışta kamu fiyat ve vergi ayarları etkili olduğunun" altını çizmişti. Aynı zamanda iktisadi faaliyetlerde görülen ılımlı toparlanmanın da enflasyonun yükselmesine katkı yaptığını da ekliyor Merkez Bankası.
RİSK FAKTÖRÜ
Bu nedenler takdir edeceğiniz gibi geçici nitelikte. Doğal olarak, sürekliliği olmayacağı için piyasa aktörleri nezdinde enflasyondaki yükselişin geçici olduğu izlenimi vermişti. Zira, beklentilerle uyuşmayan bir açıklama risk algılamalarını kısmen olumsuza çevirdi.
Aslında, tahvil bono pozisyonundaki aktörler faizlerin daha fazla aşağı inmeyeceğini, dolayısıyla kar sürecinin sonlarına geldiklerini biliyorlardı. Aynı beklenti hisse senedi pozisyonundaki tasarruf sahipleri için de geçerliydi. Yani endeks daha fazla yükselmez diyebiliyorlardı.
O zaman, bu beklentilere rağmen pozisyonlarını neden korunma ihtiyacı hissettiler? Bunun birkaç nedeni var... Birincisi, iniş çıkışlarda iyi zamanlama ile kar yazılmak istemeleri, ikincisi ise merkez bankalarının para sıkılaştırmasına bir süre daha gitmemesi sonucu aşırı likiditenin piyasalarda kalarak menkul kıymetlere talep yaratacağı beklentisi.
ILIMLI DÜZELME
Açıkçası, piyasa aktörlerinin tutundukları dal sadece yukarıda özetlediğimiz faktörlerden oluşuyor. Çünkü, 2010 yılında, makro ekonomik parametrelerde olası iyileşmede baz etkisi büyük payı alacak. Diğer bir deyişle, temel veriler ekonominin iç dinamiklerindeki olumlu gelişmelere bağlı olmayacak. İktisadi faaliyetlerdeki düzelme oldukça zayıf. Bir de dış şoklara karşı kırılganlık devam ediyor.
Şu aşamada Türkiye ekonomisinin en önemli artısı, borçların çevrilebilirliği ile ilgili bir sorun yaşamaması. Hazine fazla zorlanmadan yeterli borçlanmayı gerçekleştirebiliyor. Tabi, bunda piyasa yapıcılığının katkılarını da unutmayalım. İkinci kayda değer artı da, bankacılık sektörünün risklere karşı sermaye yeterlilik rasyolarının makul seviyelerin bile üzerinde seyretmesi.
Tüm olumlu ve olumsuz faktörleri topladığımızda, özellikle enflasyon faktörünü ön plana çıkardığımızda, faizlerin önümüzdeki günlerde kısmen yukarı yönlü baskı altına gireceğini gözlemleyebiliyoruz. Her ne kadar tahvil bono piyasasında faiz oranları yükselecek olsa da Merkez Bankası "gösterge faiz oranlarını" büyük olasılıkla değiştirmeyecek. Nedeni ise, özel kapsamlı TÜFE'de Merkez Bankası'nın bir sorun görmemesi.
