• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
NYC’de gökyüzünün de tapusu var

PAKİZE SÜKAN

NYC’de gökyüzünün de tapusu var

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 25 Ekim 2026

New York'ta yalnızca toprağın değil, gökyüzündeki boşluğun da bir değeri, hatta bir bedeli var. Bu hafta Manhattan'dan gelen dikkat çekici haberlerden biri, Park Avenue'da yükselecek yeni gökdelenle ilgiliydi. 350 Park Avenue projesi için 3,3 milyar dolarlık inşaat finansmanı tamamlandı ve çalışmalar başladı. Foster + Partners tarafından tasarlanan bina, 66 katlı ve yaklaşık 427 metre yüksekliğinde olacak. Tamamlandığında Midtown Manhattan'ın siluetini yeniden şekillendiren yapılardan biri haline gelecek. Ancak benim ilgimi gökdelenin yüksekliğinden çok, bu yüksekliğe nasıl ulaşacağı çekti.

HAVADAKİ HAKLAR
New York'ta binaların yalnızca üzerinde durdukları arsa değil, o arsanın üzerinde kullanabilecekleri bir yapılaşma hakkı da bulunuyor. Bir yapı, kendisine tanınan bu hakkın tamamını kullanmıyorsa kalan bölümünü belirli koşullarla başka bir projeye devredebiliyor. Buna "air rights", yani hava hakları deniyor. 350 Park Avenue projesi de daha yükseğe çıkabilmek için St. Patrick's Cathedral ve St. Bartholomew's Church'ün kullanmadığı yapılaşma haklarını satın aldı. Bu hakların karşılığında iki tarihî kilisenin bakımına toplam 150 milyon dolar katkı sağlanacak. Kısacası New York'ta yüz yılı aşkın geçmişe sahip taş yapılar, üzerlerinde kullanmadıkları boşluğu yeni bir gökdelene devrederek varlıklarını koruyacak kaynak yaratıyor. Bir tarafta kentin hafızasını taşıyan kiliseler, diğer tarafta cam ve çelikten yükselen geleceğin Manhattan'ı... Eski ile yeninin aynı şehirde yalnızca yan yana durmadığı, birbirinin devamını mümkün kıldığı ilginç bir sistem. Proje ayrıca Park Avenue çevresindeki kamusal alanların geliştirilmesi için 35 milyon dolardan fazla katkı sağlayacak. Binanın önünde yeşilliklerin, oturma alanlarının ve sanat eserlerinin yer aldığı, herkesin kullanabileceği bir meydan oluşturulması planlanıyor. New York'un en şaşırtıcı taraflarından biri de bu: Dünyanın en pahalı gayrimenkullerinin arasında bile halka ayrılacak bir sandalye, küçük bir yeşil alan veya soluklanılacak bir köşe için pazarlık yapılıyor.

BOŞLUĞU DOKUYAN BİR İZMİRLİ...
Park Avenue'da boşluk milyonlarca dolarlık bir yapılaşma hakkına dönüşürken, Chelsea'deki bir galeride İzmirli bir sanatçı boşluğu bambaşka bir biçimde kullanıyor. Fırat Neziroğlu'nun "In Between" adlı kişisel sergisi, New York'un sanat galerileriyle ünlü Chelsea bölgesindeki C24 Gallery'de sanatseverlerle buluşuyor. İzmir doğumlu Neziroğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü mezunu. Yaklaşık otuz yıldır tekstil sanatı, tasarım, performans ve eğitim alanlarında çalışıyor. Onun eserlerine yalnızca "dokuma" demek yetersiz kalıyor. Çünkü iplikler kadar, ipliklerin arasında bıraktığı boşluklar da eserin bir parçası. Misina, yün, pamuk ve keten gibi malzemelerle oluşturduğu çalışmalarda ışık, gölge ve boşluk adeta birer boya gibi kullanılıyor. Uzaktan bakıldığında bir resim veya portre gördüğünüzü düşünüyorsunuz. Yaklaştığınızda ise görüntünün iplikler, düğümler ve bilinçli biçimde bırakılmış boşluklardan oluştuğunu fark ediyorsunuz. Neziroğlu, Anadolu'nun dokuma geleneğini geçmişe ait dekoratif bir unsur olarak görmüyor. Kilimlerdeki sembolleri, hafızayı, duyguları ve yaşanmışlıkları çağdaş bir sanat diline dönüştürüyor. Dans geçmişinin de çalışmalarında önemli bir yeri var. İpliklerin hareketi, dokumanın ritmi ve figürlerin duruşu tesadüf değil. Sanki eserleri yalnızca dokumuyor; onlara hareket de kazandırıyor. "Boşluk bazen yokluk değildir" düşüncesi, onun eserlerini anlamak için güzel bir başlangıç olabilir. Çünkü Neziroğlu'nun çalışmalarında boşluk, görüntüyü eksiltmiyor; tam tersine tamamlıyor.

İZMİR'DEN CHELSEA'YE
Bir İzmirlinin Anadolu'dan aldığı dokuma hafızasını New York'un önemli sanat bölgelerinden Chelsea'ye taşıması benim için ayrıca anlamlı. İzmir'de başlayan bir sanat yolculuğunun Londra'ya, Paris'e, Abu Dabi'ye ve New York'a uzanması; yerel olanın doğru bir yorumla nasıl evrensel bir dile dönüşebileceğini gösteriyor. Fırat Neziroğlu'nun eserleri daha önce Sotheby's ve Christie's gibi uluslararası platformlarda yer aldı. Bugün ise In Between, geleneği teknolojiyle, geçmişi bugünle, görüneni görünmeyenle buluşturuyor. Sergi, 12 Kasım'a kadar C24 Gallery'de ziyaret edilebilecek. Bu hafta Manhattan bana boşluğun iki farklı hikâyesini anlattı. Park Avenue'da kullanılmayan gökyüzü, yüz milyonlarca dolarlık bir değere dönüşüyor. Chelsea'de ise ipliklerin arasındaki boşluk, İzmirli bir sanatçının ellerinde ışığa, gölgeye ve hafızaya dönüşüyor. Belki de New York'un insana öğrettiği en ilginç şeylerden biri şu: Bazen değer, yalnızca gördüğümüzde değil; boş bıraktığımız yerde de saklıdır. Haftaya buluşmak dileğiyle..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.