• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Yemen’e Türk askeri gitmeyecek

BÜLENT ERANDAÇ

Yemen’e Türk askeri gitmeyecek

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 13 Ekim 2026

Türk askerinin Yemen'e gitmesi veya orada bir savaşa girmesi söz konusu değildir. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında muhalefetin şom ağızları durmuyor.
Algı operasyonlarıyla Başkan Erdoğan'ın Türkiye'nin stratejik akılla geliştirdiği Mekke Savunma Anlaşması'nı karalamaya ve kamuoyunun aklını karıştırmaya çalışıyorlar. Muhalefetin kirli oyunlarına karşı hem Dışişleri Bakanlığı hem de Millî Savunma Bakanlığı (MSB) çok net ve resmî açıklamalar yaparak bu girişimleri boşa çıkardı ve son noktayı koydu.
Devletin zirvesinden yapılan en güncel açıklamaları ve olası gelişmeleri analiz edelim.

1. Dışişleri Bakanlığının Açıklaması
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mekke İttifakı'nın kesinlikle bir saldırı anlaşması değil, bir savunma anlaşması olduğunu vurgulamıştır. Bakan Fidan, yaptığı açıklamada şunları ifade etmiştir:
Asker gönderilmeyecek:
Fidan, "Türkiye, başka bir ülkenin toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak" diyerek Yemen'e ya da Husilere yönelik bir saldırı operasyonuna katılımın kesin bir dille karşısında durmuştur. Ucuz siyasal retorik:
Konuyla ilgili muhalefetten gelen iddiaları "ucuz siyasal retorik" olarak nitelendirmiş ve bunların gerçeklerle örtüşmediğini belirtmiştir.
Anlaşmanın Meclise sevk edilmesine yönelik hazırlıkların Cumhurbaşkanlığı düzeyinde tamamlandığı ve kısa sürede TBMM gündemine geleceği aktarılmıştır.

2. Millî Savunma Bakanlığının (MSB) Açıklaması
Millî Savunma Bakanlığı, Riyad'da gerçekleştirilen komite toplantısının ardından Türk askerinin durumuna ve Suudi Arabistan'daki görev tanımına açıklık getirmiştir.
Yemen değil, Suudi Arabistan:
Tedbirler ve görüşmelerin, Suudi Arabistan'ın kendi topraklarının savunulması, sınır güvenliği ve kutsal mekânların korunması üzerine kurgulandığı belirtilmiştir.

Teknik ve savunma desteği:
Türkiye'nin katkısının hava savunma sistemlerinin işletilmesi, elektronik harp sistemlerine destek, ortak eğitim, askerî danışmanlık ve karargâh düzeyinde koordinasyon gibi teknik ve savunma odaklı alanları kapsadığı ifade edilmiştir.
Anayasal süreç: MSB, Suudi Arabistan'da planlanan askerî kuvvet ve yeteneklerin konuşlandırılması sürecinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda, TBMM'nin onaylayacağı bir tezkere ve yasal çerçeveyle yürütüleceğini vurgulamıştır. Devletin resmî kurumları, Türk askerinin Yemen'deki sıcak çatışmaların bir parçası olmayacağını; lojistik, teknik destek, hava savunması ve askerî danışmanlık gibi alanlardaki katkıların ikili ve üçlü savunma anlaşmaları çerçevesinde, yalnızca Suudi Arabistan topraklarının ve sınırlarının korunması amacıyla koordine edildiğini belirtmiştir.

KİM KONUŞTURUYOR?
Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak attığı her stratejik adım, maalesef içeride vizyonsuz bir dezenformasyon duvarına çarpmaya devam ediyor. Bunun son örneğini, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ardından yaşadık. Küresel jeopolitiğin yeniden şekillendiği, Kızıldeniz ve Körfez hattındaki dengelerin altüst olduğu bir dönemde imzalanan bu pakt, muhalefet eliyle adeta "Türk askeri Yemen çöllerinde savaşa gidiyor" algı operasyonuna dönüştürüldü. Buna siyaset demek, kelimenin tam anlamıyla sığlıktır. Olsa olsa Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da yerinde tespitiyle "ucuz bir siyasal retoriktir".
Devletin resmî kurumları ve Millî Savunma Bakanlığı (MSB) defalarca açıkladı: Türk askerinin Yemen'e gitmesi ve orada sıcak bir çatışmanın içine girmesi söz konusu değildir. Türkiye'nin buradaki rolü; müttefik bir ülkenin toprak bütünlüğünü savunmak, sivil tesisleri korumak ve en önemlisi kutsal mekânların (Mekke ve Medine) güvenliğine Riyad'da konuşlandırılacak teknik ve savunma odaklı kuvvet unsurlarıyla katkı sağlamaktır.
Hava savunma sistemlerinin koordinasyonu, askerî danışmanlık ve teknoloji paylaşımı gibi tamamen caydırıcılık odaklı bir teknik mekanizma devrededir. Peki, yeni partinin arka bahçesi ne yapıyor? Türkiye'nin savunma sanayisi gücünü bölgeye ihraç etmesini, küresel ticaret hatlarını güvence altına alma çabasını ve diplomatik ağırlığını görmezden gelerek halka korku pompalıyor.
Bu kibirli ve temelsiz söylemler, Ankara'nın proaktif dış politikasını içeriden sabote etme arzusundan başka bir şey değil. Türkiye, sınırlarının ötesindeki jeopolitik riskleri kendi kapısına gelmeden, müttefik paktlar eliyle dengeleme kapasitesine sahip büyük bir devlettir. İçerideki sığ polemikler bu gerçeği değiştirmeye yetmeyecektir.

SON DURUM NEDİR?
Yemen coğrafyası, 2026 yılının son çeyreği itibarıyla son yılların en şiddetli ve kritik kırılma noktalarından birini yaşamaktadır. "Yemen Şafağı" Operasyonu ve hükümetin ilerleyişi: Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Uleymi liderliğindeki meşru hükümet güçleri, ekim ayının başı itibarıyla kapsamlı bir askerî harekât başlatmıştır. Suudi Arabistan koalisyonunun yoğun hava desteğiyle hareket eden hükümet güçlerinin, küresel ticaretin şah damarı olan Babülmendep Boğazı ve stratejik Meyyun Adası'nda kontrolü tamamen sağladığı belirtilmektedir. Husilerin radikal tırmanışı: Sahada, özellikle Taiz ve batı kıyısında ciddi mevziler kaybeden İran destekli Husiler, asimetrik saldırılarını doğrudan Suudi Arabistan topraklarına yöneltmiştir. Son olarak Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nı seyir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alan saldırılar gerçekleştirmiş, sivil ölümlerine yol açmış ve Riyad'da eğitime ara verilmesine neden olmuştur. Husiler, "Mekke ve Medine hariç tüm Suudi hava sahası hedefimizdir." diyerek resti büyütmüştür. Mekke Savunma İttifakı (Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan) hızla kurumsallaşıyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin hava savunma elektroniği, İHA karşıtı sistemleri ve istihbarat desteği, Suudi şehirlerinin korunmasında kritik bir kalkan görevi görebilir.
Hükümet güçlerinin Babülmendep'i geri alması stratejik bir kazanım olarak değerlendiriliyor.
Ancak Husilerin elindeki Hudeyde gibi liman kentleri hâlâ risk barındırıyor.
Husilerin deniz seyrüseferine yönelik kamikaze tekne ve füze saldırıları engellenemezse küresel deniz ticaretinin Ümit Burnu'na kayması riski ortaya çıkabilir. Bu durum, küresel enflasyonu ve lojistik maliyetlerini artırmaya devam edebilir. Yemen'in artık yalnızca yerel bir iç savaş alanı değil, küresel enerji ve ticaret hatlarının merkezindeki uluslararası bir güvenlik sorunu olduğu görülüyor. Mekke İttifakı'nın sahadaki varlığı, güçlü bir "kolektif caydırıcılık" mesajı veriyor. Eğer pakt, Suudi hava sahasını Husilere karşı tamamen korumayı başarırsa Husilerin lojistik ve askerî direnci kırılabilir ve nihayetinde müzakere masasına oturmak zorunda kalabilirler. Ancak aksi bir durumda çatışmaların Suudi Arabistan'ın iç bölgelerine doğru asimetrik biçimde yayılması, bölgedeki enerji krizini derinleştirebilir. Türkiye, bu riskleri Riyad'daki teknik ve askerî kapasitesiyle engelleyerek hem müttefikini korumakta hem de kendi sınırlarının ötesindeki jeopolitik etki alanını güvence altına almakta muktedirdir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.